..Mart dediM..

benim seni hatırlamak için eski bir şarkıya ihtiyacım yok.. ya da uzaktan gelen bir habere, eski bir dosttan alacağım selama, hiç ummadığım bir yerde karşılaşmamıza da gerek yok aslında.. var olman benim için yetiyor,  içimde unuttuğun çiçekleri her sabah sulamaya.. üstelik hiç zorlanmıyorum seni hatırlarken.. ya kirli bir kedi, ya kırık bir ayna, güneşli güzel bir sabah ya da yağmurlu ıslak bir akşam en güzelinden bir sen çiziyor aklıma.. oturup izlemek kalıyor bana da yarım yamalak aklımla yana yakıla..

ben sana mart dedim, sen bana martı.. içli gülüşmek içindi içli içli sevişebilmenin asaleti.. bir birimizin ellerinde tutunduğumuz şey, aslında yaşayabilmek saadetiydi.. yiğitliğimi öldürsen de hakkımı ver isterim: güzel günlerdi, küçük mavi düşlerde omuz omuza yürüyebilme cesareti..

nerede uyuya kalsam, hep aynı kokuda çalar saatim.. sen bilmezsin sabahın beşi nasıl kokar, nasıl korkutur, nasıl yaralar içinde insan barındıran hasretleri.. bilmemen benim için belki daha hayırlıdır gerçi.. çünkü istemem, benden sonra, bir başkasını seni özlediğim gibi özlemeni..

ben sana mart dedim, sen bana yarın.. üstelik, pek de mütevazi sayılmazdı ayrılığın.. gördüğüm en ihtişamlı vedalardan  birinin temelini attın.. ve her geçen gün, yokluğuna kaçak bir kat daha çıktın.. ahh benim şu ergen duygusallığım.. senin içi çıkmış tekrarların.. her daim mülk sahibi olacaksınız cümlelerimde.. ve ben hep kiracı olarak kalacağım istanbuldaki küçücük evimde..

mart da geçiyor, hatırlarsan geçeceğini söylemiştim ben sana.. bir kaç güne kalmaz; yaz gelir, güneş ısıtır yüzümüzü.. sırtımız hafifler.. belki soğur acılarımız.. bir dalga eser denizden içimize doğru.. kim bilir, belki tanrı bizi de affeder.. gün dolsa, gece yansa da.. zannetme ki yokluğun hafifler.. acısı değişmez, ama belki yaz gelince sızısı biraz diner..

(0) yorum





..Belki yarıN..

Kafamı soyup, yemek istiyorum içindekileri.. bütün vitamini, her geçen gün daha da beyazlaşan kabuğunda olsa da tutup atmak istiyorum dışımdakileri.. kendinden istifa edebilir mi insan? yerime hemen başka birini atarlar mı? tazminat alır mıyım? yoksa zaten sözleşmeli olduğum için ceza mı keser bana Tanrı? içimi sıkıp sıkıp bırakmaktan, ezilmiş domatese döndü düşüncelerim. herkesle iyi geçinip, kendiyle bu kadar kavga eden acaba bir tek ben miyim?

hep bir bahane bulunur cinayete.. haklı olduğu yerde haksız olan binlerce suçlu tanıyorum, isimlerinin önüne katil sıfatını alan.. oysa binlerce insanı öldürüp üniforma bile giymeyen kansızlar; dünyanın her yerinde içimi ısırıyorlar. dünyaya kafa yormaktan da sıkıldım. Tanrı düşünsün biraz da.. bölünecek miyiz, örülecek miyiz, daha bir çok kez dövülüp bir süre daha dövünecek miyiz? benim memeleketi düşündüğüm kadar, memleket düşünse ya beni.. bir dakikalığına.. sadece bir dakikalığına.. ruhumu serinletecek bir dakikaya ihtiyacım var.. başımı okşayacak, sakinleştirecek, elini alnıma koyacak, ateşime bakacak bir dakikaya.. her şeyi arayacağıma inanırdım da; şefkat dileneceğim gelmezdi aklıma..

Ağlayıp, boşuna sulamayacağım hüzünlerimi.. Çünkü biliyorum, hüzünler çiçek açmaz.. Dünyayla, hayatla, yaşamla inatlaşmak gerekir bazen.. dişe diş dalaşmak, omuz omuza direnmek, inatla, inançla, itinayla çalışmak.. dünya ne zaman faul yapsa, dönüp Tnarıya, “Kart yok mu hoca?” diye bakmaktan sıkıldım.. Her atağımın ofsayt’a takılmasından, geri pastan, topu taca çıkarmaya çalışmaktan daraldım.. Allah’tan defans üçlüsü iyi çalışıyor.. anam babam kardeşim.. içim bir tuhaf.. ne bileyim.. ezilmiş domates benzetmesini tekrar etmek istemedim..

aç karnına yazılmış, sinir, öfke, huysuz, kırgın, dargın, yorgun, sorgusuz sualsiz bir yazı.. dökme içten yapılmış kubbesiz bir kaç cümle karesi.. yine bir nöbet, yine pazarın ertesi.. demek ki yineleniyor hayatımdaki herşey.. bu aslında bir umut bile olabilir insan için.. güzel günlerin de yinelenebileceğine dair bir umut.. belki güneşli bir gün olur yarın.. belki yine sevdiğim tonda seslenir bana Etfal’in martıları.. belki boğaza gider bir sigara içerim.. belli mi olur.. belki rüyamda dayımı görür, onun gülen yüzüyle sohbet ederim.. ahh ulan dünya.. üstüne yok, insanın canını sıkmakta..

(0) yorum





..Son KadeH..

kimse kandırmasın sevdiğini; her aşk biter.. zaten bitmelidir de zaten, naifliği oradadır aşkın.. günün bittiği, acının dindiği, zamanın geçtiği, yolların, sınırların, ülkelerin değiştiği bir dünyada bitmeyen bir şey mi arıyorsunuz? size kolay gelsin.. lakin bulacağınız o bitmeyen şeyin adı aşk değildir..

çevrenizdeki en nadide şeylere bakın.. doğaya bir göz gezdirin.. orkide mesela, yılda kaç kez açar ki çiçeğini size? peki ya çiğ? saat sabah 10 da uyanmış olsanız görebileceğinizi mi sanıyorsunuz o ıslak hareleri? gördüğünüz güzelliklere dikkat edin.. doğru zamanda doğru yerde olduğunuzun kanıtıdır. çünkü hiç bir güzellik zamansız gelmez insana.. eğer oradaysanız, doğru insansınız demektir.. her şey bittiğinde, kimse suçlamasın sevdiğini, yanlış zaman veya yanlış insan olmakla..

kimse kandırmasın sevdiğini, her aşk biter.. en güzel şişenin dibi, en kirli kadehe düşer.. aşkta, rakı gibidir işte.. içtikçe döner başın.. önce çakırlanır keyfin.. hoş bir tebessüm yerleşir dudaklarına.. yanakların kızarır, tüm hayatından utanıyormuşçasına.. belki bir şarkı mırıldanırsın, belki şuh bir kahkaha.. sonra dertleniverirsin sebepsiz.. bir kaç acı hatıra gelip oturur karşına.. iki kadeh önce gülümseyen dudağın, sarkar çenenden boynuna.. şişe bitmeye yakın, kahkahan da durur kadehin de, göz yaşın da, sevincin de, hüznün de, hatıraların ve hatta belki yıllar önce sevdiğin bir adam ya da kadın.. şişenin biteceğine inanıyorsun da, aşkın biteceğine neden inanmadın?

kimse kandırmasın kendini; aşk hep güzeldir. dalında bülbül gibi, köyünde tezek kokusu gibi, ıslak odun parçası, sıcak ekmek dilimi, üzeri pudralı elmalı sıcak bir pasta gibi.. ve güzel şeyler, biraz da bittiği için güzeldirler.. kıymeti buradan gelir ömrün, hayatın, yaşamın, aşkın.. o yüzden bittiği zaman şaşırıp, aynı dozu yakalamak için saldırganlaşmayın.. aşk ta her insan gibi doğar, büyür, yaşlanır ve biter.. önemli olan bitmesi değil, nasıl bittiğidir derler..

musalla taşına aldığınızda aşkı, nasıl bilirdiniz diye soracaklar size.. içtiğiniz şişenin ertesi sabahına benzer bu.. bazen tüm gün “bir daha içmeyeceğim!” dersiniz, bazen “dün gece ne güzel içtik” diyerek gülümsersiniz.. aşktan geriye de iki muhteşem duygu kalır işte.. ya sevgi ya da nefret.. ya yıllar sonra bile severek hatırlarsınız ya da bir ömür boyu içinizde ona söyleyecek bir kaç cümle taşırsınız.. ama sonu ne olursa olsun, aşkı kötülemesin kimse.. öyle olsa özlemezdik, özletenin ruhunu yalnızlığa gömdüğümüzde.. gelmek kimseyi kötü yapmaz bu dünya da, gitmek de öyle..

uzun lafın kısası dostlarım, her aşk biter.. ve güncel gelişmelerin ışığında, bu denli  hızlı evrimleşen bir dünyada, insan ömrü her geçen gün uzarken; aşkın ömrü hızla azalmakta.. en son çiğ tanesini ne zaman gördünüz? peki ya tezek kokusunu? köyünüzün yolunu? peki ya annenizin pudralı elmalı pastasını? teknolojik mucizeler, doğal mucizeleri öldürürler.. en nadide duygular, teknolojinin eşiğinde tıngır mıngır sallanıp dururlar.. işte bu yüzden organik bir aşk arayıp duruyor şimdi plazalarda koşuşturup duran insanlar..

kimse kandırmasın sevdiceğini; her aşk biter.. zaten naifliği burdadır aşkın.. önemli olan son kadehtir.. o son sarhoşluk anı.. sevgi, aşkın tortusudur.. elekten geçirip, ömrünüze doldurduğunuzdur.. ve eğer aşk bir tohumsa, sevgi onun yemyeşil ağacıdır.. ve hangi çağda olursa olsun, çiğ tanesini bulabilirsiniz o ağacın yapraklarında.. sabah, sevdiceğinizden biraz daha erken kalkıp; izleyebilirseniz eğer onu uykusunda.. çiğ taneleri gülümseyeceklerdir size.. ve “dün gece ne güzel içtik yine!” diyeceksiniz kendi kendinize..

aşkla kalın..

(3) yorum