..PürüzsüZ..

her şey pürüzsüz olmalı.. bıçağın göbeği değdiği vakit derine, pürüzsüzce ikiye ayırılmalı yüzeyin.. bakışların mesela.. dikine olmalı.. güneşe bile kirpiğini işe karıştırmadan bakabilmelisin.. sesin mesela.. genzinden ya da ciğerinden değil direk olarak ses tellerinden çıkıp dişlerinden geçmeli.. bana yarım akıllı, yarım yürekli, yarım insan, yarım kadın gibi değil; pürüzsüz bir ten olarak geçmelisin.. kutuplarda, güneşe henüz yeni çıkmış, aylar boyu karanlıkta biriktirdiklerini ışığa uzatmış bir buz kadar taze, kokusuz, pürüzsüz, yakacak kadar soğuk, eriyeceğini bile bile gelmelisin.. yüksek tavanlı bir odanın, tavandan tabana uzanan camları gibi.. ölücesine matlaştırılmış gümüşe çalan rengiyle, en az buz kadar soğuk, eni boyuna eşit bir plaka.. senin izlerini taşımak için hazırlanmış duruyor duvar kenarında.. avuçlarını aç, ellerini ayır ve alnını metale daya.. gözlerini kapat.. tüm kış içinde biriktirdiğin herşeyi istiyorum.. herşey pürüzsüz olmalı..

fısılda.. bilmediğim bir dilde bilmediğim bir şeyler söyle.. krem renkli olsun mesela söylediklerin.. ya da hardal sarısı.. haki yeşili bir küfür et mesela.. koyu kahve bir şiir.. ekşi bir şarkı.. mayhoş bir masal.. farklı bir şey söyle işte! bilmediğim duymadığım hissetmediğim bir şey söyle! sev mesela… ellerini iki yana ayır ve sev.. saatlere ayır kaderini.. her saat başı bir film karesinde buluşalım.. dokun mesela.. nefesini iki yana ayır ve dokun.. parmak uçlarında ayrı bir hayat var biliyorum.. avuç içindeki şehir gibi farklı.. ellerinde diyorum, başka bir şey var.. başka bir yer.. ayrı bir tat.. değişik bir hissiyat.. ne yapışkan ne akıcı.. sıcakla çok sıcak arasında bir yerde.. ter değil; adını bilmediğim bir ıslaklık içinde.. vur mesela..

dirseklerin acıtmalı metali.. ellerine sinmeli metalin kokusu.. pas tadını almalısın nefesini içine çektiğinde.. ve sevmelisin üstelik bu tadı.. alışmalısın.. gölgeni tanımalısın.. mat metalde yüzünü araladıkça, öğrenmelisin sesinin tadını.. beklemeyi kavramalısın.. bekleyeceğini anlamalısın.. dirseğin çürüyene, nefesin eskiyene, alın yazın metale geçene kadar; öylece pürüzsüz, tenha, tutumlu, muhafazakar, öylece bilinçsiz, terkedilmiş, sinmiş, sindirilmiş, dipsiz, kesitsiz, aralıksız, ölesiye berrak..

herşey en az kibrit kokusu kadar pürüzsüz olmalı.. dumanını kıskanmalı sigara dumanı.. uyuma.. saat daha çok geç.. uyuma.. pürüzsüz bir resim gibi askıdasın aklımda.. düşlerini iki yana ayır ve sev.. ben bu kadar uykusuzken, sakın ola sen uyuma..

(0) yorum





..Seni yazmaK..

seni yazmayı sevmiyorum ben aslında.. seni yazmak kolay.. seni yazmak erkek adamın yapacağı iş değil, alın teri değil, seni yazmak çocuk oyuncağı.. iki parça legoyu birleştirmek kadar kolay.. bir parça bana, bir parça sen ekle, denize yakın orman içinde bir eve koy, kenarına komşuyla ortak ekilmiş küçük bir bostan, altına alabildiğince çim, su kuyusu, sesini beğenmeye başladığımız bir kurbağa, bu sene anlamadığımız şekilde artan kara sinekleri, bahçedeki çamların gölgelerine tünemiş zehirli olduğunu düşündüğümüz mantarları, yan komşunun kendisinden daha fazla dikkat çeken kedisini, karşı komşunun iki köpeğini, Tülay’ın dış kapıyı açan anahtar sessizliğini ekledin mi ortaya çıkıveriyor işte..

seni yazmak da ne var ki sanki.. birden yediye kadar saydın mı tamamlanıyor zaten.. gezdiğimiz ülkeleri de ekledin mi noksansız tutuyor birbirini hesaplar.. içinden nehir geçen şehirler topluluğu, eifel’in en üst katını, new york’un gece parıldayan ışıklarını, broadway caddesindeki kar tanelerinin maldivlerdeki kum tanelerine olan benzerliğini, la rambla’da paella kokan sokakları, amsterdamda bedava sandığımız toplu taşımayı, salzburg’daki sol klarnetin müzik dünyamıza katkılarını, prag’ın bir türlü içime sinmeyen otel odasını, uzakları, uzakları, uzaklıkları..

seni yazmayı sevmiyorum diyorum ama sen anlamıyorsun.. seni yazmak kolay.. bilmediğin bazı yönlerin var mesela senin.. örneğin, gece yatağa geç teşrif ettiğimde, yer yer alkollü ve sigaralı, yer yer kelimeli ve yağışlı, yorgana değince elim, uzatınca ayaklarımı yatağın kıyısına, uykunda sırtın dönük olsa da, otomatik olarak dönüp omzuma uzanan elin var mesela.. yastıkta bir iki kere dönse başım, omzundaki elin sen uyurken karışır saçlarıma.. sen uyurken bile anlarsın benim yine bir şeylere kızdığımı.. atları sakinleştirmek için yanaklarını okşar sahipleri, senin uyurken parmaklarını saçımın içinde gezdirdiğin gibi.. seni yazmakta ne var ki..

seni yazmayı gerçekten sevmiyorum.. insan karısını yazmazmış gibi geliyor bana.. o hep yaşanırmış.. onunla yaşlanılırmış.. onun huyu suyu anlatılmaz, kendi içine atılırmış gibi geliyor.. sanki yazsam mayası bozulurmuş gibi geliyor.. yüzüğü fırlatıp gidermişsin, günlerce aramadan durabilir, ben aradığımda telefonu kapatabilirmişsin gibi hissediyorum.. gezdiğimiz tüm şehirleri valizine koyup gidebilir, tüm evi arabana sığdırabilir, bahçedeki kurbağadan camdaki uğur böceklerine kadar her şeyi götürebilirmişsin gibime geliyor.. her söylediğime bir kulp, her cümleme bir nokta, her sözüne bir ünlem ekleyebilirmişsin gibi düşünüyorum.. yirmi gün boyunca eve gelmeyip, evde olduğun yedi yılı inim inim inletebilirmişsin diye korkuyorum..

 

en çok koyan ne biliyor musun: burdan sonrasını yazarken zorlanıyorum….

(0) yorum





..Hoş geldin kardeŞ..

beyaz bilgisayar.. iskambil kağıdı gibi.. papazın kıza kaçtığı; valenin kozun üstüne üşüştüğü dünyevi işler mezarlığında, hangi ahval ve şerait içinde olursa olsun, seslendiğinde açılan beyaz bilgisayar.. hiç vedalaşamadığın insanlar gibi.. bir türlü ölümünü kabullenemediğin akrabaların gibi.. karanlıkla aydınlığın bir birine nöbeti devrettiği gibi.. uzun yol gibi.. orhan gencebay gibi.. marlboro gibi.. yeni seri gibi.. aslında kimsenin bir şey anlamadığı, ama herkesin kendinden bir şeyler bulduğu yazılarım gibi.. bazen herkesin kendisini kendisine uzaktan bir akrabaası olarak tanıttığı gibi.. günah gibi.. sır gibi.. evrak gibi.. devlet kapısında beklediğin beyaz bir kağıt, hanene doğan ay gibi.. teoman’ın AŞK KIRINTILARI adlı şarkısı gibi.. tarot gibi.. aslında hiç dolmayan ayın, dolunlaştığı gibi.. adamların bir büyük içip erdiği kafaya, kadınların hiç içmeden ay dönümüyle eriştiği gibi.. sarhoş adamı alttan alır gibi, hastalanacak kadına ya sabır! çeker gibi.. senin gibi yani.. uzaktan tanıdığın ben gibi.. paylaşmadan bölüşmek gibi.. eski bir mevzunun karşına çıkıp seni on ikiden vurması gibi.. sen henüz nereden tanıdığını hatırlayamadan, karşındaki kadının senin gelmişini geçmişini saydığı o an gibi.. kontrollü kontrolsüzlüklerini, iki pamuk arasına sıkıştırıp kendini modifiye ettiğin gibi.. kıydığın can, affettiğin ihanet gibi.. sevmek gibi.. kaybolmak gibi.. ölüp ölüp dirilmek gibi.. bir sahilden bir koya bembeyaz bir yelkenlinin dümeninde yol almak gibi.. saat gibi.. alarm gibi.. yarın sabah işe kim gidecek der gibi.. sonra yarın sabah iş olmadığını hatırlayıp içine çektiğin oh gibi.. o son kadeh gibi.. son nefes, son bakış, son öpücük gibi.. insan gibi.. eskisi gibi.. gençliğin gibi.. beyaz bilgisayarı açtım bugün.. öyle bir hevesle açıldı ki ekran.. okşanmayı bekleyen sokak kedileri gibi.. beyaz bilgisayar.. nereden baksan, en aşağı on yıl geçmiş gibi.. gençliğim gibi.. eski bir düş.. eski bir gülüş.. eski bir dost gibi.. hoş geldin Kinyas.. hoş geldin kardeş.. sanki hiç gitmemişsin gibi..

(0) yorum