..Unutulmak mevsimİ..

düşünsene.. henüz gece bilmiyor, ertesi sabah hangi güneşe uyanacağını.. dalga bilmiyor, sahilde hangi kumun boynuna dokunacağını.. toprak; yağmurdan sonra yakmış yine sigarasını.. doğacak filizleri bekliyor.. düşünsene, doğan binlerce fidanı.. toprağın nasıl kabardığını.. bin fidanı doğururken nasıl acıdığını.. bin eş ikiz filizi nasıl emzirdiğini.. düşünsene beni; bildiğin tek iç anadolu şehri gibi; seni nasıl sevebileceğimi..

sen uyuyayazarken, uzanıp sırtına, izledim öylece seni.. bir şiire dokunur gibi.. kara kalem bir resme bakar gibi.. ve uzun uzun düşündüm sonra: Tanrı bu kadında acaba neyi anlatmak istedi? yaratırken hangi duygu ve düşünceler içerisindeydi? ben o kadının neresindeydim? o kadın benim kimimdi? neden esmerdi? neden esiyordu? neden seziyordu sevdiğimi? nereden biliyordu birazdan iç geçirip, geçtiğim içleri içerleyeceğimi..

gece mi uzundu yoksa sen mi? topuklu giymesen yine de geceyle aynı hizada olur muydu bakışların? sessiz sedasız gidişlerin, yankısı hep büyük olur yüreklerde.. bir daha görüşebilmek umudunun yankısını, her hücrende duyarsın, dilin damağına zincirlenmiş gibi hareketsiz izlerken tükenişini..  söylesene, gelsem şimdi,  saatini kaçtan seversin beni?

ne demiş şair: herkes öldürür sevdiğini.. bir öpücük bırakırsın alnına, zehirli bir mermi gibi.. cevapsız sorular atarsın beyninin ortasına; yokluğa kurulmuş saatlerde patlayan bombalar gibi.. pimini çekersin aşkın ve orta yerine bırakırsın hayatının.. ölürse şehittir, yaşarsa gazi..

şimdi ben sana bir hayal kursam..

bildiğin tek iç anadolu şehri gibi..

söylesene,

gelirsem saatini kaçtan seversin beni?

(2) yorum





..Aşk emeklisİ..

Şimdi eski bir öğrencisine el öptüren, emekli bir öğretmen gibidir sensizlik.. Mahcubiyetinin yarısı; elini öpeni tanıyamadığından, yarısı bir an için çok önemli biri gibi hissetmiş olmaktan.. İşte öyle utangaç bir duygudur sensizlik.. gecenin bir yarısı gelip konuverir insanın yanağının kıyısına.. İki dirhem hatıra, iki yarım gülümseme.. bir bakarsın; bıyığında ayran kalmış bir köy çocuğu gibi kokar aklın.. gülmekle ağlamak arasında gider gelirsin, salıncağın iplerine tutunup sallanan pembe elbiseli, kırmızı ayakkabılı, saçları örgülü, sevimli ve şehirli kız çocuğu gibi şaşkın..

Seni özlemek bu kadar güzelken, söylesene: sensizliğine nasıl kızabilirim ki ben? şimdi herkes sensizlik benim için.. kime dokunsam senin yankın.. kimle konuşsam hep aklımda farkın.. senin yanında hep ılık kalır diğer sıcaklar.. diğerleri ne yakar ne iz bırakırlar.. ve sen içime hep aynı uzaklıktasın.. belki yarın; belki yarından da yakın..

aslında belki anlarsın biraz düşünsen, neden korktuğumu yüksekten.. gecenin en yüksek yerinde durup, geleceğin güne dimdik sarkarken.. ya sen değilsen? ya değişmişsen? ya değilmişsen? ya ben seni değil de, sen sandığım birini sevmişsem? ve ölesiye özlemişken kavuştuğum da öleceksem? kim demiş aşkta komplo olmaz diye.. ya ben sensizliğinde oyuna gelmişsem?

Yarım santim düşününce seni, bir kilometre özlemek..  sen bilmezsin, aslında güzel şeydir: seni böyle sevebilmek..  sen bekletmeye devam et.. ben hep yolunu gözleyeyim..  biliyorum; sen de beni bensizken daha çok sevdin..

kabuğum..

karpuzum..

kirpim..

varlığına selam eder,

yokluğundan öperim..

(0) yorum





..Mart dediM..

benim seni hatırlamak için eski bir şarkıya ihtiyacım yok.. ya da uzaktan gelen bir habere, eski bir dosttan alacağım selama, hiç ummadığım bir yerde karşılaşmamıza da gerek yok aslında.. var olman benim için yetiyor,  içimde unuttuğun çiçekleri her sabah sulamaya.. üstelik hiç zorlanmıyorum seni hatırlarken.. ya kirli bir kedi, ya kırık bir ayna, güneşli güzel bir sabah ya da yağmurlu ıslak bir akşam en güzelinden bir sen çiziyor aklıma.. oturup izlemek kalıyor bana da yarım yamalak aklımla yana yakıla..

ben sana mart dedim, sen bana martı.. içli gülüşmek içindi içli içli sevişebilmenin asaleti.. bir birimizin ellerinde tutunduğumuz şey, aslında yaşayabilmek saadetiydi.. yiğitliğimi öldürsen de hakkımı ver isterim: güzel günlerdi, küçük mavi düşlerde omuz omuza yürüyebilme cesareti..

nerede uyuya kalsam, hep aynı kokuda çalar saatim.. sen bilmezsin sabahın beşi nasıl kokar, nasıl korkutur, nasıl yaralar içinde insan barındıran hasretleri.. bilmemen benim için belki daha hayırlıdır gerçi.. çünkü istemem, benden sonra, bir başkasını seni özlediğim gibi özlemeni..

ben sana mart dedim, sen bana yarın.. üstelik, pek de mütevazi sayılmazdı ayrılığın.. gördüğüm en ihtişamlı vedalardan  birinin temelini attın.. ve her geçen gün, yokluğuna kaçak bir kat daha çıktın.. ahh benim şu ergen duygusallığım.. senin içi çıkmış tekrarların.. her daim mülk sahibi olacaksınız cümlelerimde.. ve ben hep kiracı olarak kalacağım istanbuldaki küçücük evimde..

mart da geçiyor, hatırlarsan geçeceğini söylemiştim ben sana.. bir kaç güne kalmaz; yaz gelir, güneş ısıtır yüzümüzü.. sırtımız hafifler.. belki soğur acılarımız.. bir dalga eser denizden içimize doğru.. kim bilir, belki tanrı bizi de affeder.. gün dolsa, gece yansa da.. zannetme ki yokluğun hafifler.. acısı değişmez, ama belki yaz gelince sızısı biraz diner..

(0) yorum