..Bir nefes daha çeK..

“Nasılsın?” diye sorma; Sen gibiyim.. tepeleme doldurulmuş bir kadeh viski ya da ağzına kadar yaşanmamış bir 24 saat gibi.. bildiğin tüm seslerden ayırabildiğin gibi nefesimin sesini, ayırabilmelisin seni özleyenlerden benim özlemimi.. ben senin yerli halkınım.. lakin azınlıktayım.. bilerek ya da bilmeyerek ötekileştirmeye çalıştığın, baskıladığın, yargıladığın, paralel aşk kavramınım..

sen benim hikayemi sevmedin.. hepsi bu.. sevebilmek için bekledin.. ama olmadı işte.. herkes farklı sosla sever aşkı.. acılı, alkollü, vanilya ya da çikolata aromalı.. sen sade sevdin.. ben fazla aromalı geldim.. “kokun senden daha güzel” dediğinde anladım; bana göre az- sana göre fazla pişkindim..

loş ışığa nasıl da yakışıyor sigaramın dumanı.. sanki gelecekmişsin gibi seviniyor odamın duvarları.. öyle güzel bir karanlık ki televizyon ekranındaki.. öyle tenha ki çalan müzik.. ve rüzgar, esmek yerine esniyor sanki balkon kapısından içeriye doğru.. ve ay.. ve alt komşunun evindeki çiçeklerin yapraklarının sesleri.. paspasın üstündeki kedi.. okyanus kokusu gibi boynun.. yüzündeki, tanımlanamıyor olmanın verdiği o keskin gülümseme hali.. ve hepsinin toplamının içimde doğurduğu seni öpme hissi.. öpüşme değil, öpme hissi.. dudakların gamzelerine bağlıymış gibi öylece yarı açık kapalıyken, uzanıp dudaklarına; diş etlerine kadar öpebilmek seni..

“Nasılsın?” diye sorma o yüzden.. sanki merak ediyormuş gibi.. bir hayli güzel yalnızlıklar içerisindeyim.. deniz kaplumbağaları, uzak adalar, yazlık fırtınalar, ekvatoral iklimler, dünyanın en yuvarlak yerindeki kara parçaları gibi; geniş yapraklı sessizliklerin üzerindeki çiğ taneleri gibiyim.. dokunsan, düşeceğim..

hadi yak bir sigara.. çakmakla değil ama o sevdiğin kibrit kokusuyla.. çek çek çek çek çek çek.. aydınlansın karanlık nefesinle.. ve bırak yolunda devam etsin dünya.. hiç kirletip aklını da merak edeyim deme; özlediğini sandığın bu adamın hangi kokuda yaşadığını.. kısık sesle bir şarkı söyle.. gülümse.. ağzından çıkan dumanı ciğerlerin duysun.. açma ışıkları.. gölgen her zamanki gibi önünde dursun..

boğuk boğuk titriyor yapraklar.. tuzlamışlar sandalyeleri.. perdesiz balkonda yalın ayaklı güvercin izleri.. kim bilir hangi ölü getirdi içimdeki son kullanma tarihi geçmiş yaşama isteğini.. yine tozlanmış beynim.. bir ten bulup silmeliyim kıvrımsız yerlerini.. işte bu da benim hikayem.. anlamaya çalışarak mahvetme lütfen.. her şey bu kadar anlamlıyken, bırak da anlamsız kalayım ben.. anladığın onca şey varken, onlardan biri olmamı isteme benden.. ahh o gölgen var ya o gölgen.. çek çek çek çek çek çek çek çek çek.. bir nefes daha çek.. hadi ne olur.. üfle dudaklarıma.. öyle üfle ki titresin ruhum.. öyle üfle ki seni sevdiğim güne lanetle tekrar tekrar şükredeyim.. hadi sevmediğin o hikaye için, bir nefes daha çek.. şerefine sevdiğim..

listen: Barry White- You’re The One I Need..

(0) yorum





..Küf tomurcuklarI..

beni sana bırakma.. buz gibi soğuk bir duvarda, alev topu gibi sektirdiğin ruhumu sakın ola soğutma.. bırak olduğu gibi can alıcı sıcaklığıyla yaksın bedenimi.. dinsin istemiyorum bu yağmur.. en gürültülü haliyle akıp geçsin istanbulun içinden.. istanbula karışma.. bu aralar bana iyi davranan tek varlık o sonuçta.. merak etme.. aranıza girmek gibi bir derdim yok.. zaten bir seçim yapacak olsa, istanbul da seni seçer bence.. hem ben kimim ki? ancak hacmim kadar adam taşırabilirim istanbuldan..

ıslak bir ormanın ıssız kuruluklarında yürür gibiydi; pencereden dışarı fırlattığın bakışların.. hangi çalıya denk gelse gözlerin, orman yangını kokardı körüklü gölgelerin.. “gölgenin de körüğü olur mu!” deme sakın.. senin iç sıkıntılarının güneşin arkasında kalan kısımları, bir birine iliştirilmiş nefesler gibi körüklü gölgelerle dolduruyordu evimizin çim kokan bahçesini.. bir nefes alsan, gök kuşağı açacaktı odanın duvarlarında.. ama sen yosun tutmayı tercih ettin, başın yastığın diğer ucunda..

aynı evin ayrı yataklarında, ardışık asal sayılar gibi sıralarken uykusuzlukları, ikimizde birden ve kendimizden başka bir şeye bölünemeyeceğimize kararlıyken; bir çırpıda paylaşıvermiştik yastıkları.. rüzgar bulutları tek tek gezdirmişti evimizin üzerinden.. bahçedeki gölgeleri tek tek koklaşmışlardı, senin ektiğin bakışların gerisinden..

yeşil.. dışarıda kocaman bir yeşil.. çiğ tanelerinin takıldığı örümcek ağlarıyla çevrili, ucu bucağı gözlerimize bağlı sessiz ve huzurlu bir yeşil.. ton ton, yumak yumak toprak, yürek içi dolusu çiçek, ve ölesiye suskun.. iç acıtmanın küf tuttuğu bir iklimde nem içinde kalana kadar gözlerimiz, dibine kadar ağlamak derdindeyiz.. belki istediğimiz kadar ağlarsak, mevsimi değiştirebiliriz..

çamur içinde kaldı çam tüyü yastık.. yorganın her yanı su birikintisi içinde.. nefes aldıkça buğulanıyor gözlerimizin arkası.. belki havamızdandır, dışarıdaki can sıkıntısı.. karadenize dönmüşüz sırtımızı, ömrümüzün kuzeyi yosun tutacağa benziyor.. belki de; köy yoğurduna batırıp fırından aldığımız ekmeyi, tanıdık bir kahvaltı sofrasında bir birimize çay uzatmamız gerekiyor.. belki parmakların parmaklarıma değdiği zaman açılır kapakları içindeki barajların.. belki “yastığım nerde?” diye sorarım sana..  cevapsız cevapsız bakarsın belki.. belki sabah olduğunda yürürüz biraz.. belki yavru bir sokak kedisi, bizim onu sevdiğimizden daha çok sever bizi.. belki karadeniz böyle büyütüyordur sarmaşık aşıklarını.. istanbulu suçlamadığım için bile sevinebiliriz belki.. dedim ya.. işte hani orada dururken ki gibi.. yeşil bir belki.. belki..

(0) yorum





..Eski dostlar kütüphanesİ..

şimdi yokluk saati.. azalma vakti anlayacağın.. çoğalırken arttırdıklarımızdan, terimizden, dilimizden, seslerimizden, dişimizden, tırnağımızdan kendimizi soyutlama zamanı.. yer çekiminin, yer elmasından daha hafif olduğu zaman dilimlerinden birinde.. eski dostlar kütüphanesinde.. yazılan binlerce kitap içerisinde, sayfalara dökülmüş tek fasiküllük tek kitabın gölgesinde.. emek verdiklerimizi, gül yüzlü düşlerimizi, sulu sepken gençliğimizi, korkularımızı, korkusuzluklarımızın korkuluklarını vernikleme vakti..

kerhen dökülmez gözden yaş.. vekil acılar tayin edemezsin geçmişten.. bilinçliyken rüya görememek gibidir bilinçsizce özlemek.. ve üstelik bazen, ne yazsan bir duvara çarpar.. boş bir kutunun içinde dolanır durur beynindeki karıncalar.. ve o karıncaların ayak seslerini bir piyanonun üstünde hayal ettiğinde duyduğun sestir; sevdiğin kadının seni uyandıran kokusu.. tanrı bir insanın yüzüne kaç kere deniz üfler ki?  kaç kere bir dalganın köpüğü gibi hissedebilirsin ki kendini? eğer dalga olma fırsatım olsaydı en dik kayanın ucuna çarpıp bölünmek isterdim.. çarptığımda çıkan sesi duy isterdim.. ortadan ikiye yarılarak sonlanmak isterdim.. dingin görünürken kükremek için belki.. belki dönmemek için.. belki dönülmezlik için.. sebebi ne olursa olsun, sonucu sadece sen olman için..

zaman beni hiç sevmedi zaten.. yaşadığım her saat için saçıma bir çarpı koydu yaradan.. siyahlarımı sayarsan bilirsin ne kadar ömrümün kaldığını.. köz içinde saklanıp, kor olana kadar bekleyebilme niyetindeyken; esen rüzgarla savrulan kül gibi berrak ve hafiftir içim.. her ne kadar acı kaldıysa da ağzında tadım, düşünürsen – düşmeden- bulursun çocukluğumu hatıranda.. artık hatırlamasan da; kötü biri olmamakla iyi biri olmamak arasındaki geniş çizgide bir yer ayır hatırama..  ben sana öyle bir yer ayırdım mesela.. küçük bir masada.. bir çakmak.. iki sigara..

geçen gördüğümde, şöyle dedi Pir Sultan:

Bir nefesçik söyleyeyim
Dinlemezsen neyleyeyim
Aşk deryasın boylayayım
Ummana dalmağa geldim

Aşk harmanında savruldum
Hem elendim hem yuğruldum
Kazana girdim kavruldum
Meydana yenmeğe geldim

..


(0) yorum