..Aşk emeklisİ..

Şimdi eski bir öğrencisine el öptüren, emekli bir öğretmen gibidir sensizlik.. Mahcubiyetinin yarısı; elini öpeni tanıyamadığından, yarısı bir an için çok önemli biri gibi hissetmiş olmaktan.. İşte öyle utangaç bir duygudur sensizlik.. gecenin bir yarısı gelip konuverir insanın yanağının kıyısına.. İki dirhem hatıra, iki yarım gülümseme.. bir bakarsın; bıyığında ayran kalmış bir köy çocuğu gibi kokar aklın.. gülmekle ağlamak arasında gider gelirsin, salıncağın iplerine tutunup sallanan pembe elbiseli, kırmızı ayakkabılı, saçları örgülü, sevimli ve şehirli kız çocuğu gibi şaşkın..

Seni özlemek bu kadar güzelken, söylesene: sensizliğine nasıl kızabilirim ki ben? şimdi herkes sensizlik benim için.. kime dokunsam senin yankın.. kimle konuşsam hep aklımda farkın.. senin yanında hep ılık kalır diğer sıcaklar.. diğerleri ne yakar ne iz bırakırlar.. ve sen içime hep aynı uzaklıktasın.. belki yarın; belki yarından da yakın..

aslında belki anlarsın biraz düşünsen, neden korktuğumu yüksekten.. gecenin en yüksek yerinde durup, geleceğin güne dimdik sarkarken.. ya sen değilsen? ya değişmişsen? ya değilmişsen? ya ben seni değil de, sen sandığım birini sevmişsem? ve ölesiye özlemişken kavuştuğum da öleceksem? kim demiş aşkta komplo olmaz diye.. ya ben sensizliğinde oyuna gelmişsem?

Yarım santim düşününce seni, bir kilometre özlemek..  sen bilmezsin, aslında güzel şeydir: seni böyle sevebilmek..  sen bekletmeye devam et.. ben hep yolunu gözleyeyim..  biliyorum; sen de beni bensizken daha çok sevdin..

kabuğum..

karpuzum..

kirpim..

varlığına selam eder,

yokluğundan öperim..

(0) yorum





..Mart dediM..

benim seni hatırlamak için eski bir şarkıya ihtiyacım yok.. ya da uzaktan gelen bir habere, eski bir dosttan alacağım selama, hiç ummadığım bir yerde karşılaşmamıza da gerek yok aslında.. var olman benim için yetiyor,  içimde unuttuğun çiçekleri her sabah sulamaya.. üstelik hiç zorlanmıyorum seni hatırlarken.. ya kirli bir kedi, ya kırık bir ayna, güneşli güzel bir sabah ya da yağmurlu ıslak bir akşam en güzelinden bir sen çiziyor aklıma.. oturup izlemek kalıyor bana da yarım yamalak aklımla yana yakıla..

ben sana mart dedim, sen bana martı.. içli gülüşmek içindi içli içli sevişebilmenin asaleti.. bir birimizin ellerinde tutunduğumuz şey, aslında yaşayabilmek saadetiydi.. yiğitliğimi öldürsen de hakkımı ver isterim: güzel günlerdi, küçük mavi düşlerde omuz omuza yürüyebilme cesareti..

nerede uyuya kalsam, hep aynı kokuda çalar saatim.. sen bilmezsin sabahın beşi nasıl kokar, nasıl korkutur, nasıl yaralar içinde insan barındıran hasretleri.. bilmemen benim için belki daha hayırlıdır gerçi.. çünkü istemem, benden sonra, bir başkasını seni özlediğim gibi özlemeni..

ben sana mart dedim, sen bana yarın.. üstelik, pek de mütevazi sayılmazdı ayrılığın.. gördüğüm en ihtişamlı vedalardan  birinin temelini attın.. ve her geçen gün, yokluğuna kaçak bir kat daha çıktın.. ahh benim şu ergen duygusallığım.. senin içi çıkmış tekrarların.. her daim mülk sahibi olacaksınız cümlelerimde.. ve ben hep kiracı olarak kalacağım istanbuldaki küçücük evimde..

mart da geçiyor, hatırlarsan geçeceğini söylemiştim ben sana.. bir kaç güne kalmaz; yaz gelir, güneş ısıtır yüzümüzü.. sırtımız hafifler.. belki soğur acılarımız.. bir dalga eser denizden içimize doğru.. kim bilir, belki tanrı bizi de affeder.. gün dolsa, gece yansa da.. zannetme ki yokluğun hafifler.. acısı değişmez, ama belki yaz gelince sızısı biraz diner..

(0) yorum





..Belki yarıN..

Kafamı soyup, yemek istiyorum içindekileri.. bütün vitamini, her geçen gün daha da beyazlaşan kabuğunda olsa da tutup atmak istiyorum dışımdakileri.. kendinden istifa edebilir mi insan? yerime hemen başka birini atarlar mı? tazminat alır mıyım? yoksa zaten sözleşmeli olduğum için ceza mı keser bana Tanrı? içimi sıkıp sıkıp bırakmaktan, ezilmiş domatese döndü düşüncelerim. herkesle iyi geçinip, kendiyle bu kadar kavga eden acaba bir tek ben miyim?

hep bir bahane bulunur cinayete.. haklı olduğu yerde haksız olan binlerce suçlu tanıyorum, isimlerinin önüne katil sıfatını alan.. oysa binlerce insanı öldürüp üniforma bile giymeyen kansızlar; dünyanın her yerinde içimi ısırıyorlar. dünyaya kafa yormaktan da sıkıldım. Tanrı düşünsün biraz da.. bölünecek miyiz, örülecek miyiz, daha bir çok kez dövülüp bir süre daha dövünecek miyiz? benim memeleketi düşündüğüm kadar, memleket düşünse ya beni.. bir dakikalığına.. sadece bir dakikalığına.. ruhumu serinletecek bir dakikaya ihtiyacım var.. başımı okşayacak, sakinleştirecek, elini alnıma koyacak, ateşime bakacak bir dakikaya.. her şeyi arayacağıma inanırdım da; şefkat dileneceğim gelmezdi aklıma..

Ağlayıp, boşuna sulamayacağım hüzünlerimi.. Çünkü biliyorum, hüzünler çiçek açmaz.. Dünyayla, hayatla, yaşamla inatlaşmak gerekir bazen.. dişe diş dalaşmak, omuz omuza direnmek, inatla, inançla, itinayla çalışmak.. dünya ne zaman faul yapsa, dönüp Tnarıya, “Kart yok mu hoca?” diye bakmaktan sıkıldım.. Her atağımın ofsayt’a takılmasından, geri pastan, topu taca çıkarmaya çalışmaktan daraldım.. Allah’tan defans üçlüsü iyi çalışıyor.. anam babam kardeşim.. içim bir tuhaf.. ne bileyim.. ezilmiş domates benzetmesini tekrar etmek istemedim..

aç karnına yazılmış, sinir, öfke, huysuz, kırgın, dargın, yorgun, sorgusuz sualsiz bir yazı.. dökme içten yapılmış kubbesiz bir kaç cümle karesi.. yine bir nöbet, yine pazarın ertesi.. demek ki yineleniyor hayatımdaki herşey.. bu aslında bir umut bile olabilir insan için.. güzel günlerin de yinelenebileceğine dair bir umut.. belki güneşli bir gün olur yarın.. belki yine sevdiğim tonda seslenir bana Etfal’in martıları.. belki boğaza gider bir sigara içerim.. belli mi olur.. belki rüyamda dayımı görür, onun gülen yüzüyle sohbet ederim.. ahh ulan dünya.. üstüne yok, insanın canını sıkmakta..

(0) yorum