..18. KaT..

sigaramı badem reçeline batırıp, terden yapış yapış olan dudaklarımın arasına alıp markasını dilimle kontrol ettim. filtreli şeylerden nefret ederim. saflığını bozuyor sağlıksızlığımın. ağzımın içine düşmeli tütün. düşmeli ki badem reçeli damağımdaki yarayı sağaltabilsin.

beynimin içinde bir masa var. mdf’den yapılmış. siyah. ayakları, atımın ayağındaki beyaz gibi alacalı; metal travmalı. masanın üzerinde bir sürü eksik not var. hiç biri benim değil. ama eksik olduklarını bilmeme yetecek kadar tanıdığım birinin. sigara külü var masanın her yerinde. bir köşede temizlenmeye çalışılmış, külün kanı dökülmüş sanki oraya. iz yapmış. 8 bilgisayar, 7 fare var. farelerden biri kaçmış, kurtulmuş, ya da öldürülmüş olabilir. beynimin içinde bir masa var. sandalye yok. hiç yok. kalmamış. on’dan sonra sandalyeleri topluyorum beynimdeki masadan. konsept değişiyor çünkü o’ndan sonra. içki şişeleri var; içinde kadın resimleri olan. anahtarlar var; kilitli hiç bir kapıyı açamayan. kilitleyebiliyor ama açamıyorlar. insanlar gibi anahtarlarım var. sorun yaratıyor ama yarattıkları sorunu çözemiyorlar. badem reçeli var bir de. masanın altından yere akıp biriken. yapış yapış. uhu’tulmuş kokularım var masanın altında. tuhaf.

esneyen bir kadın kadar çıplak söylediklerim. beynim, dünyanın uydusu gibi sanki. 28 günde bir kuşatıyorum kendimi. masanın üzerinde açık bırakılmış bir televizyon var. sevimsiz boğuklukta konuşan dizi film oyuncularının kısık sesleri resmen yankılanıyor sigara dumanında. kapana sıkışmış bir fare gibi tavanda can çekişiyorum. peynir aşkıyla sıkıştırdım kuyruğumu 1 + 1 yalnızlığına. bir oda, bir salon, bir masa, bir ben, bir ben daha.. gördün mü bak, buraya kadar dayanabiliyormuş beynim; iki nokta koymamaya..

sıcacık viskiyi kocaman bir yudumla indirdim mideme. buz parçaları çok mutluydular oldukları kabın içinde. ayırmak istemedim onları. şişeye dayayıp badem reçelli dudağımı, beynimin içine gidecek şekilde çektim koca bir yudumu genzimden yukarı doğru. henüz küfretmemiş olmam tamamen bir mucize. birisi bir öfke getirip koymuş masanın üzerine. markette satılan öfkeler gibi değil. organik bu. memleketinden, öfkenin en meşhur olduğu yerden getirtilmiş. yurt dışından. dünya içinden. beynimin içine eden bir gıcırtı var. işte hepsi bu ithal öfke yüzünden.

faresi kaçan bilgisayarın klavyesini görmeni isterdim. kaşarlanmış tüm tuşları sıfır kilometre birer bakire gibiydi. ekranın rengi bile değişmişti. viski kokuyordu pili. titriyordu. o kadar sıcaktı ki buğulanmıştı masadaki yeri. kaçan fareyi bulup, vurması gerekiyordu. teknolojinin töresi böyleydi. sen hiç teknoloji cinayeti gördün mü? görmediysen izlemelisin, birazdan akıllı bir telefonu öldürecek masamdakilerden biri.

sevişmemiz gerek. halimi görüyorsun işte. ağzımdaki sigarayla birlikte düşüyorum 18. kattaki ultra lüks rezidans dairemizden, her insanı aynı kuvvetle çeken zeminimize.. düşene kadar kaç nefes çekebilirim dersin tütünümden? söylesene, sigara öldürür mü gerçekten?

beynimin içinde siyah, mdf bir masa var. sandalyesi yok. 4 kişiyim. akıllı bir telefon öldürdüm. kimin getirdiğini bilmediğim; paketlenmiş, orjinal bir öfke gördüm. kan kadar sıcak bir şişe viskiyi genzime döktüm. kaçan farenin kuyruğunu tavanda söndürdüm. mümkün olduğunca küfür etmedim. seni üzecek bir şey söylemedim. ama endişelenmeni istedim. endişelenip gelmeni bekledim. zeminde buluşalım. erken gelen, cinayeti üstlensin.

unutmadan söyleyeyim; ecel diye bir şey yok.. her ölüm intihardır.. her doğum, intihara teşebbüs..

sevişmemiz gerek.

(0) yorum





..Ahımın RüzgarI..

artık benim de bir kendim var.. iki buçuk dirhemlik, iki salkım söğütlük, kışlık bahçeli, çehresi çitle çevrili, eskitilmiş tanrılı bir kendim.. küflenmiş ekmeğin sırtında, taş fırının ayak sesleri ne kadar duyulursa, o kadar yüksek sesle döküyorum feryadımı sustuğum her günün terkisine.. içimde bir ahh besliyorum.. öyle özenle dertliyorum ki onu.. öyle sevgiyle suluyorum ki toprağını.. canımın içinden geliyor sanki suyu.. kimselerin anlamadığı bir dilde büyütüyorum anlayacağın yokluğunu.. öyle serilip serpilsin ki içimdeki ahın.. bir akşam üstü koy başını dizime, ahımın gölgesinde sen de benimle birlikte uyu..

“ahımın rüzgarı üşütür seni, benden başkasına ısınamazsın”


ne zaman baksam saate, o’nu gösteriyor.. saat bile o’ndan öteye bir türlü geçmiyor.. belinden aşağısını yine rakıya boğmuşum çay bardağının, belinin üstünü sur örer gibi buzla doldurmuşum.. bir nefes çekmişim demden, bir nefes üflemişim neye.. içimde karga tulumba bir sessizlik.. alelacele susturmuşum nabzımı.. bir musiki gelip çalmış aklımı.. yorgun şarkılarla anmışım seni.. ama öyle kolay değilmiş, şarkının dediği gibi..

“unuturum diye yorma kendini, her sevenle beni bir tutamazsın”

öyle bir aşk ki bu.. tek bir şarkı yeter sehpayı tekmeleyip ilmiği boğazına geçirmeye.. öyle temiz ki.. en derin yerinde bile seçilir gözlerin.. ve üstelik her geçen gün biraz daha inanıyorum güzelliğine.. çünkü ya güzel diyorlar ya da hayal gerçek olamayan şeylere.. ahh gözleri çınarım.. yüzü soluk eylül meyvem.. sen bilmezsin.. bu karanlıkta ağlayan adını, kim bilir kaç kadehe yazdım.. sen bilmezsin.. ahının rüzgarında ben her yaz, terime kış çaldım..

ben bu gece rakı masasında

seni andım..

kulakların değil,

kalbin çınlasın..

(0) yorum





..Küçük adaM..

sigarasının dumanı gelir bazen burnuma.. bazen üflediği neyin sesi.. yastıkta bulurum bazen; rakı kokar nefesi.. hali kendinedir, kendisi haline.. boylu boyunca gölgemdedir bazen; uzun esmer bir çocuk.. ellerim olmazsa saçında, uyuyamaz, kudurur..

seni böyle sevdim ben.. sen sen gibi, ben ben gibiyken.. mavinin yeşile çaldığı yıllardı o zaman.. beyaz söylerdi önlüklerimiz, siyah ellerimizin izinde.. ben tek kişiliktim, sen çok kişilikli haylaz, kurnaz ve çapkın.. içimde seni bekliyordu, herkesten sakladığım kadın..

rüya mı dersin, gerçek mi, hayal mi, düş mü.. orasını sen bilirsin.. ben ne yaşadığımı bilirim ne yaşatmadığımı.. eski harflerini bilirim senin.. türkülerden çaldığın kesik kısık cümlelerini.. o çok akıllı sandığın, deli divane hallerini.. parlamanı bilirim, havayi fişek gibi küle dönüp, camdan ayakkabını aramanı.. 45 numara ayakkabı, başka hangi prense uyar ki..

yine her zaman ki gibi yazıyorsun.. yine harflerin kokuyor tüm salon.. kaç kişi biliyor acaba yazdıklarının seni terlettiğini? bir adamın teri bile alfabe kokabilir mi? bu cümleleri okurken güleceğimi bile biliyorsun.. üstelik “yine kendine yontmuş düşüncelerimi” diyeceğimi.. her şeyi bilen adam.. bilmediğin o kadar çok şey var ki..

uyumadığımı biliyorsun.. uyumayacağımı da.. işte ben de bunu anlamıyorum.. neden içeride, içine çekiyorsunki içini.. kim bilir yine hangi düştesin.. hangi tarafını tatmin ediyorsun egonun.. hangi hayalin peşinde yine aklın.. ah benim ahh tutan adamım.. çakmağının sesini duydum; yine yeni bir sigara yaktın.. sağ olsun canın.. bu gece de sensiz yatarım..

sen gül serp.. ben saati sayarım.. bari bir gece, sabah olmadan uyu.. yarın yine erken kalkacaksın.. saçını özledi avuçlarım.. boşaldığın dünyaları unut küçük adam; gel bak, yine bana dolacaksın..

(0) yorum