..Ben de Senİ..
beni bakışlarının altına al ve bir izmarit gibi ez.. soğuk bir güneş as odanın tavanına, ikimizi de yakmadan aydınlatsın.. yüzlerimiz odanın duvarlarında gezinip buluşmalı defalarca.. sen beni sevmelisin.. ben de kendimi.. penceresiz aydınlık nasıl oluyormuş göstermeliyiz herkese.. ben tuz buz olup dökülmeliyim ayaklarının altına.. sen tek tek toplamalısın beni.. sesinin içine gömülmeli nefesim.. sen beni duymalısın.. ben de kendimi..
derin bronzlaşmalı beni gördüğünde.. yüreğin ısınmalı.. fazla konuşmamalıyız; ama yine de herkes duymalı.. omuzlarında taşımalısın günahlarımı.. vebalim boynuna yakışmış olmalı.. kendi içimizde dönüşüp durmalıyız birbirimize.. sen bana benzemelisin.. ben de kendime..
ağır ağır tükenmeli.. şehir denize çekilmeli.. yük gemisi gibi olmalı vucutlarımız.. yediğimiz yemekler karnımızı törpülemeli.. sen bana bakmalısın.. ben kendime.. aynı masanın aynı kenarında oturmalıyız.. ya sırtımız dönük olmalı insanlara, ya da yüzümüz tüm çıplaklığıyla.. hesabı istediğimiz zaman, yavaş yavaş başlamalısın anlamaya.. sen beni unutmalısın.. ben de kendimi..
beni bakışlarının altına al ve bir izmarit gibi ez.. yalvarmalıyım belki sana.. belki de dikip başımı göğe, gitmeliyim senin ayaklarına değmemiş coğrafyalara.. yaz sıcağı soğutuyor; kış ayazı ısıtıyor beni senin yanında.. dengesiz ruhun deviniyor uzuvlarımda.. acımıyor, hissetmiyorum artık vurduğunda.. sen beni tüketmelisin.. ben de kendimi..
uzanıp sırıtımı dayadığım asfalt yollar, beni şeritlere ayırmalı.. ikimizden biri koyulmalı, kendi hayatı için cizdiği yola.. birimiz bırakmalı diğerini kendi yalnız dünyasına.. kalan evrimleşecek belli ki.. değişecek.. unutmak için dönüştürecek kendini, daha önce hiç tanışmadığı birisine.. giden kurtulur – kalan alışır böyle zamanlarda.. yapacak bir şey yok sevdiğim.. sen beni bırakmalısın.. ben de kendimi..
..Bir DahA..
bana yazacak bir şeyler vermelisin.. kelimeler mesela.. kimsenin bilmediği, görmediği, okumadığı tamlamaların olmalı.. kağıdı eritmelisin, kalemi eğmeli.. yüzün düştüğü vakit aklıma, yedi kat göğü görebilmeliyim pencerimin pervazında.. hayal edebilmeliyim omuzlarının boynuna bakan terasını.. kalbimi incitmelisin.. içimi acıtabilmeli dokunuşun.. başıma bela olmalısın.. uykumu kaçırmalı yokluğun.. öyle özlemeliyim ki seni; rendeleniyormuş gibi acımalı ciğerlerim.. günahınla dolup taşmalı dudaklarım.. sesimin izi çıkmalı odanın duvarlarında.. bana yeni bir ben vermelisin.. unutturmalısın, hatırladığım bütün şehirleri..
göz direyen öfkenle dokunduğun vakit uykuma, esnemeli düşlerim.. uykusuz geceleri katlayıp kaldırmalısın yüklüğüme.. onarmalısın beni.. kemiklerime kadar inmeli dudakların.. canını canımda hissetmeliyim.. uzağımda olabilirsin ama ben seni hep yakınımda bilmeliyim.. karnına koyup başımı -yüz yıllık kiracınmışım gibi- mırıldanarak sevdiğin şarkıları uyuyabilmeliyim kokunun baş ucunda..
kararsızım.. ne istediğimi bilmiyorum.. kaybettim harfleri en son hangi cümlede bıraktığımı hatırlamıyorum.. yüz buluyorum gençliğimden, zamanı bol keseden harcıyorum.. beni bulmalısın.. tutmalısın kaderimden.. tutunmalısın yazıma.. bana kalsa, aynı gün terkederim kendimi.. aşk engelli benim kalbim.. bencilliğim bağlamış gözlerini sevdanın.. nasıl sevilmek istiyorsan, beni öyle sevmelisin.. deli divane aşkı öğret bana.. acıt.. ters düz et dünyamı.. aşkına karşı koyarsam namerdim.. beni kendine aşık et.. sevmek istiyorum.. bana biraz yardım et..
herşeyine alışmak istiyorum senin.. sevdiğin şarkılara, uyandığın sabahlara, ağız kokuna, kahve fincanına, diş fırçana.. eline.. sesine.. yüzünün yedi rengine.. saçların dökülmeli evin her tarafına.. parmak izlerini bulmalıyım aynada.. kendi anahtarın olmalı.. bazen benden önce gelmiş olmalısın evime.. okuduğun kitapları anlatmalısın bana.. ben uyurken, baş ucumda çalışmalısın.. kıvrımların erişmeli çıkıntılarıma.. çimento gibi doldurmalısın hayatımı.. ama koyduğun tüm kalıplara rağmen özgür hissetmeliyim kendimi.. beni benden daha iyi anlamalısın..
sonra terk et beni.. bir anda yıkılsın herşey.. herşeyden nefret etmemi sağla.. öyle sinirlenmeli öyle kinlenmeliyim ki sana.. hiç bir şeyi görmemeli gözlerim.. kahve fincanını duvarda parçalamalı, topladığım saçlarını şöminede yakmalıyım.. içip içip aramalıyım ama sen açmamalısın telefonlarını.. öyle yormalısın ki beni.. alt üst olmalı herşeyim.. bir vardın bir yok olmalısın.. öyle zorlamalı ki beni yokluğun, farkında olmadan gün içinde ağlarken bulmalıyım kendimi.. inandığım, inandırdığın her ne varsa paramparça olmalı.. tek başıma, yapayalnız kalakalmalıyım insanlar arasında.. seni öyle özlemeliyim ki.. bazı geceler öyle istemeliyim ki.. anlatacak hiç kimsem olmamalı bunları.. bütün bunları tek başıma yaşamalıyım.. beni bana terk etmelisin.. üstelik deli gibi severken yapmalısın bunu bana.. beni sevdiğini söyleyerek gitmelisin.. herşeyi benim için yaptığına inandırmalısın kendini.. neyi hak edip neyi hak etmediğimi benden daha iyi düşünüyor olabilmelisin, beni en sevdiğim varlıktan alıkoyarken..
ben hiç bilmiyorken, hiç inanmamışken aşka; önce eğitmeli sonra alıştırmalısın beni.. sonra ben hamur kıvamına gelip yüz çevirdiğim vakit dünyaya, yavru kediymişim gibi tutup ensemden bırakmalısın beni sokağa.. ne tuhaf.. insan kendisi için neler isteyebiliyor değil mi? ne kadar saçma acı çekmek için bu delice istek.. bu saçma sapan farkındalık.. bile bile lades.. adı her neyse ya da.. neden istedim ki sana aşık olmayı? neden sevdin ki beni? neden yoksun.. neden yok oldun.. bildiğim her şeyi senden öğrendim ben.. söylesene şimdi kime beni anlatıyorsun? kimin için ağlıyorsun? vicdanını koyduğun valizi hangi trenin hangi vagonunda taşıyorsun? söylesene.. bana bunu neden yapıyorsun..
düşününce ne kadar saçma geliyor her şey.. sana verdiğim anahtar mesela.. ya da banyoda bıraktığın şampuan.. ne bileyim sevdiğin bir şarkı.. anlattığın bir fıkra.. neden izin verdim ki bunlara? neden öyle güzel sevdim ki? neden öyle güzel seviştim ki seninle? bunların hepsini ben mi istedim? kendi elimle mi yaptım bunu kendime? söylesene bunları bana yaptırabilmek için ne kattın nefesime?
yorgunum.. argınım.. dargınım.. kırgınım.. bencillik bana daha çok yakışıyormuş anladım.. soyundum.. çıplağım.. bir daha sevme beni.. bir daha acıtma.. bir daha özletme kendini.. bir daha karşıma çıkma..
..Çok EskideN..
Eskiden;
göz doyardı ağlayınca.. sarılınca kol yar boynuna; ısınırdı yalnızlığım boynumdan ayak bileklerime kadar. ten düşkünü uzunca esmer bedenciğim durulurdu kumsalına vurduğunda.. Göl kokardı tatiller, dağla çevrili yatak içinde, nehir güzergahındaki karargahlara saklanan sevişmeler.. ve deniz.. güneyde tuzlu ve mayolu; kuzeyde rakı kokan ve acıklı.. deniz, elimizde büyüdü bizim.. göl halini bilirim ben, denize dalıp giden o kocaman gözlerinin…
eskiden..
kuyruğuna yalanlar bağlar, sözler uçururdum gökyüzüne.. martı bulmuşluğum bile vardı, ülkemin en doğu illerinden birinde.. küçük taşlı kelimeler dizerdim ipe, boynuna kolye; kulağına küpe olsun diye.. bilirdin en sevdiğim noktalama işaretlerini.. bilirdin neden üç nokta koymadığımı cümlelerin sonuna ve neden büyük harfle başlamadığımı cümlenin başına.. ben ne zaman göğsüme dert çeksem, senin göğsün daralırdı.. yüz sürdüğümde göğsüne, nefesin açılırdı.. saçıma dolanırdı parmak uçların, sen bilirdin; benimle adam akıllı sevişmenin çok zor olacağını..
eskiden..
deniz dibinden avuç avuç kum çıkarmak içindi başımı suya gömüşüm.. kulaklarımda hissetmek üstümde esen dalgaları.. gözümün yanmasını.. açık yeşil görmek, bildiğin kahverengi kum deryasını.. sonra bir avuç kum alıp içinden, kalbinin basıncıyla yüzeyine çıkmak senin.. açtırmak bayramlık ağzını.. nefretini.. kinini.. kusturmak için uğraşmak, çiğnemeden yuttuğun beni.. çocuk oyunları topluluğu, koşardı içimizde, biz dışımızda yaşlanmaya çalışan insan rollerini oynarken..
eskiden
farklıydı herşey.. şimdi ağladıkça acıkıyor göz.. sarıldıkça umuda, üşüyor açıkta kalan yüz.. eskiden de bensizdin, lakin bir farkla.. sen eskiden kimsesizdin.. sen’li değildi kimse.. beraber yatmasak da, berabere yatıyorduk birbirimizle.. önce deniz kabardı, sonra güz çöktü üzerimize.. göl çekildi, dağ yaslandı arkasındaki çamlık düzlüğe.. aynı yastığa dökülünce ayrı saçlar; başka kokulara bizden daha da çabuk alıştı çarşaflar.. susuyorum demiştin; tonlarca yazıyla bağırırken yüzüme.. ister sus.. ister konuş.. tekerrür terk etti tarihi.. Murathan Mungan’ın dediği gibi; eskidendi.. çok eskiden..
göz göre göre uğurladık birbirimizi.. geçmişiyle övünen eski zenginler gibi, ata baba yadigarı bir kaç dönümlük aşkımız kaldı.. sen nadasa bıraktın, ben anızını yaktım.. kimseye etmedik şikayet; derman olmasın diye muhtemelen.. ikimiz de deli, ikimiz de dişli, ikimiz de aşıktık.. erken ayrıldık, geç anlaştık.. şimdi sen uzaktasın, ben tuzakta.. gidiyorum sevgilim.. eğilip yanağının kenarından küçük bir öpücük alabilirim ancak.. bir yastıkta bin gecelik sevişmek; eskidendi.. çok eskiden..