..Son kitaP..

hayatı tersten okursan kazanırsın kardeşim.. akşamı mesela: gün ağarırken tanırsan, özen gösterirsin o güneşe.. dost dediğin adamı kalleşliğinde bulursan, dost demeden önce, dönmezsin sırtını.. zamanı mesela: tersten görebilirsen, bilirsin tanrının senin için seçtiği isim tamlamalarının bileşenlerini.. hepimiz tanrının kafesinde birer kekliğiz aslında, çağırır dururuz masumları silahların gölgesine..

benim tüm dünyaya bedel bir kadınım var.. zamanın tersinde yaşar.. vaktin tersinde gelir evime.. hüznümün tersini siler.. gözümün yaşının tersine siner.. çay koyar önüne hüznümün, çay kaşığı getirmez.. çünkü o’na göre çay şekerle dilüe edilmez..

dert dediğin, tilkinin kuyruğundadır.. döner dolaşır gelir dükkanına.. yürek, insanın en kıymetli yatırımıdır.. kaç kiracı ister de mal sahibi sadece sevdiğine açar mülkiyetini.. bu devirde dert, koçun boynuzudur kardeşim.. dertsiz koçu çobanı salmaz çayıra..

zamanın tersini görebilirsen eğer, kazanırsın dostum.. çünkü tanrı tersten yarattı dünyayı.. dinazorlar gibi yiyip içmemiz bunun bir kanıtı değil mi? her şeyin bir toz ve duman bulutu olacağı günü çok mu uzakta sanıyorsun? yanılma dostum.. aldanma.. dağın zirvesindekine iyi bak.. çığ aşağı nasıl döküleceğini hayal et..  korkma dostum tepedeki uzunun gölgesinden.. elini vicdanına koy ve sadece seyir et..

benim tüm dünyaya bedel bir kadınım var.. eli yüzü düzgün.. ömrü hayali mütevazi.. hali kendine, kendi hali evimin yoluna düşen bir kadın.. çok kadın sevebilirsin.. çok kadına dönebilir gözlerin.. kim demiş kadın şarap gibidir? şaşarım kültürüne, ruhuna, kadını eskiten yol bilmez- iz sürmezliğine.. kadın rakı gibidir.. su katarsan seyrelir, buz atarsan kristalleşir.. bilmezsen ayarını, devşirir hayatını.. bileğin güçlü değilse; eğer başını.. kadın dediğin, rakı gibidir azizim.. o yüzden tersten içeceksin kadınını.. önce su koyacaksın, buzdolabından çıkardığın gönlüne.. sonra ekleyeceksin kadınını kadehine.. bir kadehe bir kadını sığdırabilmişsen ve dönüyorsa ufkun; keyfini çakmışsan çakıra, durmayı bileceksin.. yoksa başa dönersin kardeşim.. üzüm şerbetine döner kaderin.. kalan ömrünü şıracıya uygun bir bozacı aramakla geçirirsin..

hayatı tersten okuyacaksın kardeşim.. bu yüzden sağdan sola doğru yazdı tanrı, son kitabını.. son kadını, son kitabıdır adam olanın.. senden sonra gelir evine.. ara çayını koyar kadehinin önüne.. gülümser sana.. okşar başını.. senden önce siner çarşafına.. nefesini bekler.. sırtını bekler.. saçını bekler.. yazısını bitirsin de koynuma girsin diye bekler.. tersten de okusan düzden de okusan; has dediğin kadın, yolluk denen rakının, seni şişede beklediği gibi bekler..

size iyi geceler..

beni yatağımda,

emekçi bir kadın bekler..

(0) yorum





..CikleT..

Herkesin izlediği bir yörüngesi vardır. Uyduğu kurallar. Sevdiği yalanlar. Konuştuğu insanlar. Sevdikleri ve sevmedikleri bütünler. Küçük büstler. Büyük yeminler. Herkesin aslında kimseden bir farkı yoktur. Ortak payda denen yaşam çizgisinde işlevi tartışılan organların, benzer duyuların ardışık tekrarlarından ibarettir hayat. Nefes almak gibi. Görmek. Dokunmak. Hissetmek. Koklamak. Tanışıp yetiştirdiğimiz o en meşhur beş duyu. Ama yine de herkes ihanet eder bu ortaklığa. Ve altıncısını arar. Altıncıyı bulan yedinciye koşar. Sayısız duyu bulmak ümidiyle, kendimizi geliştirme yalanı adı altında devinir dururuz. Ama yaşam durmaz. Var olmayan bir dünyada gördüğümüz rüyaları anlatır dururuz falcılara. Ama falcılar durmaz. Durmadan anlam yüklerler anlamsızlıklarımıza. Oysa yaşam anlamsızdır zaten. Yaşamdan çıkartacağınız en büyük anlam, öldüğünüzde her şeyin aslında ne kadar anlamsız olduğudur. İki kere öldüm ben. Kaç hakkım kaldı bilmiyorum. Ama iki kere öldüm. Birinde kadındım, diğer ölümüm erkekti. Karanlıktım. Bir keresinde yasaklanmıştım. Su gibiydim. Ten içinde tuza bulandığımda oldu, bir nehir kenarında yaprakları sürüklediğim de. Bir kere ateşlendim. Herkesin kutsal bir kitabı, sevdiği yalanları, sövdüğü insanları vardır.. benim de vardı. Hepsi öldüğünde anladım, içimize attığımız her şey anlamsızdı. Bu romanda anlatacaklarım, sizin yaşayacaklarınızın karbon kağıdında bıraktığı izlerden oluşmaktadır. Kurşun kaleminizi kulağınızın arkasına asın ve bana eşlik edin. Üçüncü kez ölmek istiyorum bu romanda. Lütfen beni nasıl öldüreceğinizi iyi seçin. Çünkü okuyucu hep öldürmeye çalışır yazarı. Dilerseniz siz yazın, kısık ateşte soğan kavurur gibi ben sizi öldüreyim… ama size tavsiyem, hiçbir zaman dilenmeyin.. ben iki kere öldüm. Ama hiç dilemedim.

Ciklet.. uzakta sizlerle..

(0) yorum





..Yalan DünyA..

loş bir uzun hava seriliyor genzimden, sessizliğime doğru.. aksak bir ritm sarkıyor beynimden, dünyama.. sen bilmezsin, sürgünde olsa da, yağmur yakışıyor aslında Istanbul’a.. bildiğin tüm renkleri unut, sevdiğin her sözü kaldır dudağından.. akışına bırak gözlerini.. sonra bak, nasıl da gelip bulacak beni: uzanmışken bir caminin avlusuna.. yine yağmur kokarken ezan, içki dolu bedenimi yıkayacaklar günün birinde bu taşın sırtında.. ve biliyorum gözlerin gelip bulacak beni..

öleceğiz sevgilim.. sevgimizden önce öleceğiz üstelik.. içimize oturacak yokluk.. ekmek kırıntısı gibi bir burukluk.. kötü hiç bir şey gelmeyecek aklımıza.. sadece dudak kenarında uysal bir kaç anı ve biraz da çocukluk.. ve öyle eminim ki; ikimiz de dalga geçeceğiz ölümle.. koşacağız kabrimize.. sarılacağız toprağa.. öpeceğiz karanlığı doya doya.. neden bilmem.. ikimiz de ısınamadık hayata..

yuvarlak hatların var senin, 360 tane köşesi olan.. üstünde devindiğim kederin, ezip geçtiğin düşlerim, söz kurusu lafların var.. çikolata kokan rüyalar var sonra, vanilyalı sabahlar, karamelize öğleden sonraları, rakı masasında söndürdüğümüz sabahlar.. senin bana rağmen bir yüzün var; kefenim gibi sabun kokan.. her şerde bir hayır var derler; benim şerrimde senin hayratın var.. dokun nabzıma.. dokun da dinsin sızım.. kimsenin olmadığı bir gün gel mezarıma.. gel ki şenlensin toprağım..

belki de dünya dönmüyordur sevgilim.. biz koşuşturuyoruzdur bu anakarada.. belki de güneş batmıyordur, sırtımızı dönüyoruzdur biz ona.. düşünsene, kış geldiğinde nasıl da oynuyorlar saatlerimizle.. her yıl, birer saat nasıl da geri alıyorlar hatıralarımızı.. üstelik resmi gazetede yayınlanıyor bu kepazelik; tıp kı diğer aşşağılık kanunlar gibi.. ve her yaz biraz daha yanmak için bir saat yaklaştırıyorlar bizi geleceğe.. belki de dönmüyordur dünya.. dönen sadece resmi gazetedeki haberler, ölen gençler, unutulan çocuklar, verilen sözler, sövdüğümüz kapitalist yüzlerdir.. kim demiş değişmeyen tek şey değişimin kendisidir diye.. dünya olduğundan beri değişmiş mi doğan, büyüyen, yaşlanan, ölen? değişen tek şey teferruattır sevgilim, değişmeyen hep mevzuattadır.. sen yine de gel mezarıma.. bizim sadık yarimiz, kara topraktır..

ne diyordum sahi ben? bir anda resmi gazete buldum kendimi.. loş bir rengin var senin.. tüm aydınlıklara ilham veren.. yuvarlak hatların var senin.. 360 tane köşesi olan.. ölmek ne garip şey.. insanlar bu kadar hızlı dönerken, suçu değişime atmak ne tuhaf şey.. yaşamak ne ilginç bir olay.. nefes alıp vermek ne kadar mucizevi.. düşünsene 80 yıl boyunca alıp verdiğin nefesi, bir gün genzinde yontacak tanrı.. ne demiş Neşat Baba:

sen ağladın canım..

ben ise yandım..

dünyayı gönlümce olacak sandım..

boş yere aldandım..

boş yere kandım..

rengi gönlümde,

solan dünyada..

öldüm ben sevgilim.. kefenime sığamadım.. üşüyor ayaklarım.. kimse yokken gel sen.. avcunu sür toprağıma.. de ki: “ulan adam, seni ne sevdim..” inlesin toprak.. yağsın yağmur.. sen bilmezsin, yağmurun ana vatanı Van’dır.. inlesin kemiklerim.. sen bilmezsin, bedenim; iliğine kadar sana aşıktır..

(1) yorum