..Anlayıncaya KadaR..
Bir sabah ucuz bir otel odasında günün başladığını fark etmek gibi; ya da camlarda buğu ararken tutamayıp ağlamak gibi bir şey, bu şehri bırakıp başka bir yerde bu şehri unutmayı umut etmek… Bir hayatı geride bırakırken, nasıl başlayıp nerede biteceği bilinmeyen başka bir hayatı karşına almak… Sahip olduklarını, tüm emeklerini, yıkıp gitmek… Gitmek: uzak güneşlerle uzak denizlerin uzak ufuklarda buluştuğu uzak coğrafyalara… Gölgemi sana bırakıyorum… Ruhuma hediye olmasaydı bedenim, inan onu da bırakırdım… Yoruldum terk edilmekten… Sıra bende, bu sefer ben gidiyorum…
Henüz gencecik bir tebessüm yeni taşınmışken, dudaklarını yanaklarına bağlayan noktaya; gözlerinden kirpiklerine geçerken uğrayan gözyaşı; yüzündeki ‘davetsiz misafir’ tasvirini karşılıyordu… Gelmeden önce haber vermiyor artık insanlar, aniden kapı çalınıp da içeri girdiklerinde anlıyorsun geldiklerini… “Biz de tam gülümsüyorduk!” diyemiyorsun gözyaşına… Desen de anlamıyor zaten, bazen zarar veriyor samimiyetin böylesi… Bir aşkın bir uçuruma dönüştüğü yerde anlıyorsun, kalbine kalbinden fazlasını verdiğini… Gitmek gerek acıyı kaldıramadığında bedenin… Gitmek gerek sabahlarla son bulmaya başladığında gecelerin…
Zaman kavramıyla bağdaştıramıyorum ben aşkları… Şimdiki zamana hapsedip sevgimi “seni seviyorum” diyemiyorum… Bir aşka geçmiş zaman ekini yakıştıramıyorum, ne de gelecek zamanın belirsizliğini… “seni severim” sevgilim, böylesi yaralı bir aralık akşamı, kış ayazında kar yağmasını beklerken…
Kaçıyorum… firar ediyorum aşkından… Ben savaştan değil, esaretten korkuyorum… Yaşananları anılaştırmıyorum, zaten anılaşacak hayatımızı terk ediyorum… Yaralı bir ata kurşun sıkmak gibi bir şey benim yaptığım… Bu sefer ben gidiyorum… Çünkü filmin sonunda kimin öleceğini biliyorum… Bıktım sonu belli oyunlardan… Sonu belli olmayan bir aşk arıyorum… Hep ben yolculadım gidenleri, artık yolculanmak istiyorum… Hep ben el salladım gidenlerin ardından, artık biri el sallasın istiyorum ardımdan… Anlıyor musun? Tükendim hep kalan olmaktan… Gitmek istiyorum…
Ben her gidene “Gitme!” diye seslendim… Ama hiç biri duymadı beni… Anladım, gidenler duymuyor geride kalanları; duymayacağım boşuna ardımdan anma ismimi… Her giden “haftaya” dönecekti; haftaya muhakkak dönerim… Her giden özleyecekti, seni özleyeceğim… Son bir nasihat benden sana: sakın tren gittikten sonra bağırma “DÖN!” diye… Sonra… duyamam sesini… Duyamam aslında dönmemi istediğini…. Ben kalmaya o kadar alıştım ki… En az gün yüzlü tenin kadar… Ben kalmaya o kadar alıştım ki… Kırık dökük kalbim kadar…
Yanımda kalır mısın, ben gittiğini anlayıncaya kadar?
Ankara/ 1999
yorum yazabilirsiniz: