..DavuD- 1..
suratına indirdiğim yumrukla beraber bağlı olduğu sandalyeden yere yuvarlandı.. kanla karışık tükrüğü ağzından yere aktı.. zavallının gömleği kan içinde kalmıştı.. kim yıkayacak bu gömleği? o o….. karın mı? cevap ver! diye bağırırken tüm gücümle karnına bir tekme daha attım.. siyah parlak makosenimin üzerinde kaburgalarının kırıldığını hissettim.. bir an içim ürperdi, ama sonra hoşuma gitti.. bir tekme daha attım.. keyfim yerine gelmeye başlamıştı.. garibim, konuşmaya çalışıyordu ama anlamadığım bir şekilde beceremiyordu konuşmayı (acıdan mı yoksa sürekli ağzına dolan kandan mı anlamadım).. kaldırın arkadaşı dedim.. İzzet tutup kaldırdı sevgili arkadaşımızı.. kendi kanını yutarak boğulacaktı yoksa birazdan.. bazen çok acıyorum böylelerine.. neden diyorum neden! neden sürekli bana bulaşıyorsunuz? ne istiyorsunuz benden? anlamıyorum! gördün mü bak? ne hale getirdin ilişkimizi? hepsi senin suçun a.cık ağızlı! üstelik sanki çok güvenilir biriymişsin gibi direniyorsun bana… söylesen bu kadar acı çekmeyeceksin.. hatta belki yaşıyabilirsin.. ama yok işte.. illaki kan görmek istiyor bunların canı.. söylesene k.vat herif! o silahı sana kim verdi?? Tek söylemen gereken bu, hangi g.t beni öldürebileceğini düşünüyor? kim bu delikanlı? canım benim.. ağlıyor musun? ama yapma böyle lütfen.. aylardır aileme karışıp, yanımda çalışan biri olarak böyle şeylere dayanamadığımı bilmiyor musun? kıyamam ben o gözlere ağlama yavrum.. İzzetin sigara içtiğini farkettim.. sigarayı ağzından aldığım gibi sandalyedeki o….. çocuğunun gözünde söndürdüm.. değişik bir yanık kokusu geldi.. bağırış çağırış kısmına çok fazla girmeyeceğim.. zaten bayıldı sonrasında.. yaşasa kör kalacaktı.. hem geçirdiği bu travmayı hiç bir zaman atlatamayacağını düşünüp, beni öldürmesi için verilen silahla diğer gözüne tek el ateş edip, soyundum.. yeni takım elbisemi getirdiler, tabi ki yeni ayakkabılarımı da.. eskileri hep olay yerinde bırakırdım.. polis böylece bu cinayeti kimin işlediğini anlardı.. onlar bana, ben onlara karışmazdım.. çünkü onlar yeryüzünün, ben de yeraltının polisiydim.. ben yeryüzüne çıkmıyorsam, onlarda yeraltına inmeyecekti.. bugün birini daha öldürdüm.. tıpkı diğerleri gibi, beni öldürmek isteyen birini..
siyah CLS’nin içindeyim.. klube doğru yola çıktık.. önde giden jeep’te korumalarım var.. arkadaki audide olduğu gibi.. siyah takım elbiseden başka bir şey giyinmem.. kışın mat, yazın belki bir ton parlak.. ama siyah olması şart.. spor bir davete gideceksem mavi, onun dışındaki her yerde beyaz gömlek giyerim.. kravat takmam.. makosenden başka ayakkabı giymem.. fazla konuşmam, konuşanı sevmem.. 44 yaşındayım.. 30 yıldır adam öldürüyorum.. işimi sevmem, ama işimde en iyisiyim..
X.X.X
çocukluğumu hayal meyal hatırlıyorum.. mardinliyim.. annem kürttü, babam arap.. köylüydük.. kendi halimizdeydik.. babam çobanlık yapardı.. bir kaç hayvanımız vardı, amcamdan kalma küçük bir tarlamız.. geçinir giderdik.. fakirdik belki ama karnımız toktu.. gözümüz de öyle.. 6 kardeşdik.. ben sondan ikinciydim.. 4 erkek iki kız.. kızlar anaya yardım ederdi, erkekler babaya.. ben babamla yaylaya giderdim.. Osman Beg vardı.. bizim köyle birlikte çevredeki üç köyün de sahibiydi.. onun hayvanlarını otlatırdı babam.. yaz geldi mi aylık seferler yapardık yaylaya, bazen giderdik iki üç ay kalırdık.. Osman beg bize teslim eder, sonrada bizden alırdı hayvanlarını.. hayvanın yünü, ve eger biz ordayken doğum yaparsa kuzusu bize kalırdı.. yine böyle bir seferde.. babam bana emanet etti sürüyü.. ve ateşin yanına kıvrılıp uyudu.. ben de ateşin önünde oturuyordum.. o kadar güzel ısıtıyordu ki ateş.. önce ayaklarım ısındı, sonra gövdem, sonra bende uyumuş kalmışım.. sürü yaylaya dağılmış.. köpeklerin havlamasıyla uyandım.. silahı almamla kurtlara saldırmam bir oldu.. ama hiç birini vuramadım.. iki köpeğimizden biri öldü.. gün ağardığında sayabildik, tam dört tane koyun ölmüştü.. babamın bana attığı tokatla yere düştüm, dudağım patlamıştı.. burda kalamayız dedi babam: “gidip haber vermemiz lazım”.. beni de önüne kattı ve dönmemiz gerekenden 15 gün önce köye döndük.. babam nasıl söyleyeceğini bilmiyordu.. Birlikte Osman Beg’in evine gittik.. oldum olası sevmezdim onu.. hep aşşağılar gibi bakardı bize.. Amcamın karısıyla ilişkisi olduğu için amcamı onun öldürdüğünü söylerdi köylüler ama hiç bir zaman ispatlanamamıştı.. babam da hiç bir zaman inanmadı bu söylentiye.. ama nedense ben hep doğru olabileceğini düşünürdüm.. bizi görünce doğruldu oturduğu yerden – Hayrola Ömer erken mi döndünüz? diye sordu babama.. babam biraz korkak biraz mahcup bir halde – Başımıza geleni sorma beg dedi.. -sürüye kurt daldı.. gecenin bir yarısı.. benim bir köpeği boğdu.. sürüdende dört koyunu kaptı.. gözleri fal taşı gibi açıldı Osman beg’in.. çıldırmış gibi bakıyordu.. sonra sanki ezberleyip sıraya koymuş gibi ardı ardına küfretmeye başladı.. bende babamda bunu bekliyorduk.. başımızı öne eğdik.. suçluyduk ve bizde cezamızı çekiyorduk.. ama susmak bilmiyordu.. köpürdükçe köpürüyor küfrettikçe daha da sinirleniyordu.. ayağa kalkmış bize dogru geliyordu. sigara kokan nefesini bağırtısıyla beraber artık burnumun dibinde hissedebiliyordum.. tükürükleri suratıma geliyordu.. sonra ne olduysa o anda oldu.. elini kaldırıp tüm gücüyle babama bir tokat attı.. zayıfca bi adam olan babam, toz toprak içinde benim ayaklarımın önüne düştü.. tam sıra bana gelmişti ki, tüfeğin sesiyle beraber Osman Beg ayaklarımın önüne babamın üzerine düştü.. öldürdüğüm ilk insandı: Osman Beg. babamın yattığı yerden bana nasıl baktığını hala hatırlıyorum.. Osman Beg’in üç tane çelimsiz oğlu vardı.. onlar ne olduğunu anlayamadan ikisini tekmeleyip devirdim.. üçüncüsü babasının cesedine sarılmış bağırıp duruyordu; onu ellemedim.. sonra jandarma geldi, teslim oldum.. ıslah evine gidişim böyle olmuştu..
ikinci cinayetim ıslah evindeki gardiyandı.. 16 yaşındaydım.. 17sinde cezaeviyle tanıştım.. artık başlamıştım bir kere ve durdurulamıyordum.. 19 unda koğuş ağasının uyurken boğazını kestim.. 21 yaşımda cezaevinde kumar oynatmaya başladım.. içerdeki beşinci yılın sonunda dışarda kazanabileceğim paradan çok daha fazlasını kazanıyordum.. arada sırada da gelip mahkemeye götürüyorlardı beni.. hücreye atıyorlardı.. duvarlarla çevrili bir dünyam vardı.. çoktan ayrılmıştık gerçek hayatla.. kirlenmişti dünyamız.. suç içime işlemişti artık.. kuduz köpek gibi, herkesin korktuğu bir genç olmuştum.. kimse bulaşmak istemiyordu bana. bende kimseye bulaşmıyordum tahrik olmadıkça.. 32 yaşında afla çıktığımda, hiç kimsem yoktu.. ailem başka bir yere göç etmek zorunda kalmıştı.. kardeşlerim benim onlara sadece bela getirdiğimi düşünüyordu. hiç bir görüşe gelmemişlerdi bile..
Cebimdeki para en fazla altı ay yeterdi bana dışarda.. elimdeki kagıda baktım: Kör Cumali, Kagıthane/ Istanbul.. istanbula gittim ve Kör’le tanıştım.. Beni yanına aldı.. artık onun için çalışacaktım..söylediği sözü hala hatırlıyorum: “Bak Davud, sen yerin altındasın.. yeryüzüne çıkamazsın..” o zaman anladım, yeraltı dünyasında olduğumu.. bazıları Mafya der, kimisi çapulcu, kimi katil, kimi kaçakçı.. ama ben en çok yeraltı kelimesini sevdim.. ve o gün yeryüzünü kafamdan sildim..
Önce uyuşturucu işine girdim.. malı Van başkaleden kendim gidip alırdım, izmirde satardım.. sadece taşırdım.. kazandığımın hepsini Cumaliye verirdim, o kafasına göre bir pay verirdi bana.. cömert olduğundan mı yoksa benden korktuğundan mı bilmem ama iyi para verirdi.. Onunla beraberken çok şey öğrendim, çevre yaptım.. ismim tanınmaya başlandı.. sağlama çıktı adım.. verilen her işi yaptım.. dikkat çekmedim çünkü işimi yaparken çok rahattım.. yine her zamanki gibi bir alış veriş işindeyken, alıcıdan şüphelendim.. adamda hoşuma gitmeyen bir şey vardı: gözlerimin tam içine bakıyordu.. ve çok rahattı.. en az benim kadar.. bu işi yapıyorsan bakışlarında biraz olsun korku olmalı.. karşındaki eğer korkmuyorsa , ve tam gözünün içine bakıyorsa, güvendiği bir şey var demektir.. teslimatı yapmayacağımı söyledim.. şaşırdı.. yeri begenmediğimi, benimle arabaya gelirse orda vereceğimi söyledim.. p……. o kadar korkusuzdu ki hiç düşünmeden tamam dedi.. benden en az 6- 7 yaş küçüktü.. sarışın p.çin tekiydi.. arabaya bindik.. boş bir otoparka çektim.. bagajı açtım.. silahı ağzına sokarken yanlışlıkla bir dişi kırıldı i..nenin.. işte olması gereken bakış buydu! şimdi korkuyordu! kimsin sen dedim? bir şeyler söyleyecek gibi oldu, “ağzında bir şey varken konuşmaman gerektiğini bilmiyor musun!” dedim. apış arasında dizimle öyle bir vurdumki bir daha o aleti kullanamayacaktı.. gerizekalı çömez polisin tekiydi.. polisler ölmez mi sanıyorsun dedim? ağlamaya başladı.. her hareketi beni daha da sinirlendiriyordu.. ama beni kimin ihbar ettiğini biliyordum.. bu işi bilen iki kişi vardı,malı aldığım Vanlı herifler ve Kör. Vanlı herifler ihbar etmiş olamazlardı.. onlar sadece kendilerini ihbar ederdi.. kendi içlerinde hesaplaşırlardı.. zaten ben onlar için küçük bir alıcıydım.. çoğu zaman ellerinde arta kalan malları satarlardı bana.. Başına bela olacağımı anlayan Kör ihbar etmişti beni.. Polisi oracıkta öldürdüm.. İki gün sonrada Kör’ü öldürdüm.. Körü öldürdüğümü tüm köpekleri gördü.. içlerinden bir ikisi iyi çocuklardı.. artık benim mallarımdı onlar.. benim için çalışacaklardı..
Hızlı yükseldim. polis cinayetinin kapanması bana biraz pahallıya patladı ama aynı zamanda güçlü dostluklar edindim.. Bizler devletin yer altındaki gelir kaynağıydık.. vergimizi verir, gelirimizi paylaşırdık.. devlet bizimle resmi olarak muhattap olmazdı, ama her hareketimizi bilirdi.. Polis devletin bizimle temasa geçen birimiydi sadece.. bizler kanalizasyon fareleriydik… ya da yağmur yağınca dışarı çıkan solucanlar.. pis işleri yapar, pis insanları temizlerdik.. tıkanma noktasına gelen sorunları tıkayan insanları öldüren.. bürokrasiyi hızlandıran.. devletin üçüncü eliydik aslında.. ara sıra polis müdürleri kapımızı çalardı.. ufak istekleri olurdu, hallederdik.. bizler kaçakçılık yapıp para kazanır, devlet de bizden haraç keserdi.. bazen bir siyasetçi, bazen bir iş adamı, bazen bir gazeteci, bazen üst düzey bir memur işleri karıştırdığı zaman görev bize düşerdi.. karşılığında da devlet bize göz yumardı.. yer yüzü asfalt bir tabakayla ayrılmıştı bizden.. dışarda kendi halinde yaşayan insanlar vardı.. memurlar, işçiler.. günlük çalışıp yövmiye hesabıyla geçinenler.. gerçek vatandaşlar yani.. devletin koruduğu, devamılığını sağlamak zorunda olduğu kesim.. biz asfaltın altındaydık.. zaman zaman yeryüzüne fıtıklaşırdık.. temiz duygulardan yoksunduk.. bir şekilde asfaltın altına itilen çakallardık hepimiz.. her önüne gelen yeryüzüne sulanmasın diye yer altında bizler vardık.. polis her çapulcuyla tek tek uğraşmak yerine bize söylerdi, biz icabına bakardık.. mahkeme yok, bekleme yok, kanun yok.. kısa sürede çözüm.. hemde bu sayede memur beyler aileleriyle mutlu huzurlu yaşayıp ay başlarında maaşlarını çekebiliyorlardı.. maaşını az bulanlara eğer isterlerse burs bile veriyorduk.. onlar da biz işimizi yaparken, farklı yöne bakıyorlardı..
büyük balık küçük balığı yer.. küçük balığın iki şansı vardır:1- kaçmak 2- yanına başka büyük bir balık almak.. yanına alacağın balık bizim dönemimizde iyi bir siyasetçi olabilir mesela.. yada siyasi bir grup, cinayetlerine bir anlam yükleyip bir ideolojiyi kendine ortak edebilirsin.. ya da zengin bir işadamı parayı koyar, herkes susar.. korunmaya ihtiyacı olan büyük bir balık.. sen onu yeraltında o seni yeryüzünde korur..
Kaç kişiyi öldürdüğümü gerçekten bilmiyorum.. yıllardır öldürüyorum, öldürülmeye çalışılıyorum.. yaklaşık 30 kişilik bir ailenin babasıyım.. adım Davud.. Kuduz Davud diyorlar bana, duyuyorum.. siyasete girmedim.. ama ülkücü mafya beni hep kürt bellediği için saflarına almadı, daha çok kürt mafyasıyla dostluk kurdum.. zaten uyuşturucu kaçıracaksan alacaksan veya satacaksan kürtler olmadan bunu yapman imkansızdır.. amerikanın zencileri varsa, türkiyenin de kürtleri var bu iş için.. korku denen mahluk bende hiç olmadı. pişmanlık yanımdan hiç geçmedi. filmlerde gördüğünüz adamlar gibi, öldürdüğüm insanlar uykumu hiç bölmedi.. geride kalan ailelerini hiç umursamadım.. bencilliğim modifiye edilmiş benim.. ben bu iş için programlanmışım..
yeraltı dünyasında hatırı sayılır bir yerim var.. kağıt üstünde bir gece klubu ve restaurant sahibiyim.. asıl işim uyuşturucu kaçakçılığı.. hiç evlenmedim, ama bir kızım var.. annesiyle yaşıyor.. en yakın adamım bile bilmez bunu.. çünkü riske atamayacağım bir deger o.. yazık ki evlenip bir yuva kuramadım.. bebekliğini dilediğim kadar göremedim.. annesine aşık oldum.. klube gelip giden bir hanım efendiydi.. zor bela tanışmıştım.. istanbulda okuyan malatyalı bir ailenin kızı.. o da beni sevdi.. evlenemeyeceğimizi anladığında verdiği tepkiye aşık oldum: “Madem ki sen burdasın, ben de burda olacağım.. ama sen beni değil, ben seni koruyacağım.. seni kendinden koruyacağım..”
beni frenlemeyi başaran tek kişidir.. Kuduz Davuda tasma takıp yatağında gezdiren.. beni elleriyle etkisiz hale getiren.. konuşmadan saatlerce beni izleyip, deniz gibi saran, dinlendiren.. yeryüzünden bir insan..evlilik dışı bir çocuğu olunca, babasının kim olduğunu ailesine bile anlatmadığı için reddedilen, alevi güzeli, deli kadın.. haftada bir görene kadar can çekiştiğim insan..
X.X.X
CLS’yle klubun önüne yaklaştığımızda köşede duran beyaz renault torosu farkettim.. içinde iki kişi vardı, biri deri montlu diğeri takım elbiseliydi.. şoföre ara sokağa girmesini söyledim.. polis bu saatte buraya gelmezdi.. yolun sonunda da ekip arabası vardı.. İdris abiyi aradım, İstanbul Emniyet müdürüydü kendisi.. 4 beş kez çaldıktan sonra açtı telefonu, lafı uzatmadım
-hayırdır abi, senin köpekler benim bahçeme girmiş
-senin kedileri kovalarken yolları orda kesilmiş de ondan dedi
-İdris abi, kimi arıyorlarsa bana söylesinler ben teslim edeyim..
-bu sefer öyle kolay değil Davud..
-ne kadar istiyorsun dedim?
-bu sefer o kadar ucuz da değil
-öldürdüğüm kimdi?
-yeni yetme bir polis.. ama her yetme gibi sahipsiz değil
-kimin nesi?
-bakanın yiğeniydi o Davud
-peki İdris i.nesi! öldüreceğimi bile bile bana neden onu gönderdin? başka yetim yokmuydu?
-işin o kısmını çözmekte sana kalmış Kuduz.. Bu arada ekipler yolda.. klupte bulamamışlar seni..
telefonu kapattı..
Biraz boyumu aşmıştım.. istemeyerek olmuştu.. üç gün önce öldürdüğüm adamın polis olduğunu tahmin etmiştim ama bu kadarını değil.. peşime düşecekti şimdi tüm p.çler.. cls’yi garaja çektim.. dikkat çekmemek için siyah Passat’ı aldım.. çocuklar 3 tane golf gti’ya bindiler.. arabada tek olacaktım.. Alevi aradım.. durumu anlattım.. her zamanki gibi soğuk kanlıydı.. bir gün böyle bir şey olacaktı zaten Davud dedi.. ha bugun ha yarın.. biz hazırız gel bizi al..
çocuklar beklerken gidip alevi ve buketi aldım.. beni onlarla görünce hepsi neye uğradığını şaşırdı.. kafamda ispanyaya gitmek vardı.. arabayla geçmem gerekiyordu sınırdan.. ama her yere çoktan verilmişti ismim.. interpolden beni saklayan zaten bu i.ne polislerdi.. artık arkamı kollamayacaklardı.. bakan i.nesinin oturduğu koltuktan inmesi için en azından önümüzdeki seçimleri beklemem gerekiyordu.. o zamana kadar tüm otoritesini benim üstümde tatmin edecekti.. ülkede kalsam.. kesin beni bulurdu.. ne düşünüyorsun dedi Alev.. İspanya dedim.. arabayla mı yoksa gemiyle mi ona karar veremiyorum..
Bence yanlış dedi alev.. Van’a gidelim, Başkaleye.. ordan irana geçeriz..
bu kadını seviyorum dedim içimden! ne diye adaletin göbeğine, avrupaya gitmeye çalışıyorum ki? 4 araba yola koyulduk.. yolda çevirme yoktu.. sadece polis telsizinden cls nin bulunduğunu duydum.. ortalığı karıştırmam gerekiyordu.. klup müdürünü aradım, bu gece klube gitmemesini söyledim.. klupte o gece yangın çıktı.. herşey yandı.. gazeteci arkadaşlarımı arayıp mağdur olduğumu, kürt olduğum için devletin klubumu kundakladığını söyledim.. arandığımı ama korktuğum için kaçtığımı ekledim.. zaten adım kürt mafyasının önde gelenleri arasında geçiyordu.. doğulu saf bir milletvekili arkadaşım vardı.. aşiret reisiydi ama kendisini bile yönetemezdi.. babadan kalma miras ve oyla milletvekili seçilmişti. kürtçülük ayağına gece gündüz ırkçılık yaparlardı.. en lüks restoranlarda yemek yiyip içip gariban kürtler için devlet kurup yıkarlardı.. bakanın yiğenini vurduğumu söyledim, artık bende bir militandım.. birden hepsinin gözünde bir kahraman oldum.. diyarbakıra gitmemi söyledi.. bizi ordan aldılar.. korumalarımdan ikisini öldürmek zorunda kaldım.. geride kalanlar gördüklerinin sonra kimseye bir şey anlatmaycak kadar korkmuşlardı..
Ford Cargo marka bir kamyonun gizli bölmesinde Van Başkaleye doğru yola çıktık..
yorum yazabilirsiniz: