..SireN/ MermaiD..
Yavaşca eğilip aşşağıya baktım.. üç dört metre kadar yüksekteyim denizden.. bir kayanın üzerindeyim.. ayaklarıma batıyor kayanın sivri kenarları.. denizin kokusu geliyor burnuma.. dalga sesi rüzgarla karışmış kulaklarıma bir şeyler fısıldıyor.. aşşağıda,yosunlar arasında bir kadın var.. suyun altından bana gülümsüyor.. güneş tepede.. yağmur yağıyor.. terimle karışık yağmur taneleri derimi okşuyor.. derin bir nefes alıyorum.. sonra ayaklarım kayadan kopuyor.. başım vucudumun önünde, omurgam eğimli bir şekide, ayaklarım dümen gibi bedenimin arkasında… gözlerimi kapatıyorum.. terimin tuzuna karışıyor denizin tuzu.. kapanıyor akciğerlerim.. boynumun iki yanında, kulaklarımın altında, çenemle aynı hizada solungaçlarım açılıyor hava alanıma.. parmaklarım birleşiyor birbirleriyle, yüzgeçlerim derimi yırtarak sırtıma yerleşiyor.. yüzüyorum..
küçük balıklar toplanıyorlar etrafıma.. garip garip bakıp neye benzediğimi anlamaya çalışıyorlar.. gülümsüyorum.. benden kaçmıyorlar.. denizin içinde süzülmeye başlıyorum.. ellerim gövdeme yapıştı, ayaklarım birleşip kuyruğumu oluşturdu.. deniz kızlarına alışkındı bu sahiller, bakalım nasıl alışacaklar deniz adamına..
ve işte orada.. peçe niyetine yüzüne yosun asıp, bana gülümseyen kadın.. sedef parıltılı pullarıyla, gün ışıgını denizin fersah fersah altına taşıyor.. saçlarının arasında geziniyor küçük balıklar.. mercan kırmızısından ruju, o tertemiz deniz parfümü dalga dalga ardında kalıyor..
“ben geldim diyorum” yanına gidip.. öylece kalakaldıktan sonra hatırlıyor beni.. gülümsüyor.. Tanrım! heyecandan ölebilirim.. Hoşgeldin diyor.. elimden tuttuğu gibi gezdirmeye başlıyor beni.. deniz atlarına biniyoruz, palyaço balıklarının oynadığı sirke gidiyoruz sonra.. öyle çabuk geçiyorki zaman.. mutluluktan nerede olduğumu bile anlamadan bir anda gece oluyor..
yanyana bir istiridye kabuğuna uzanıyoruz.. kalınca birer kat yosun alıyoruz üzerimize.. yüz yüzeyiz.. “-biliyorsun” diyor,”- deniz kızları kimseyle birlikte olamaz”..”- bilmiyorum!” diyorum.. “- öğrendin o zaman” diyip gülüyor.. “-neden diyorum?” “- neden!” ”çünkü bizler doğurgan değiliz.. çocuklarımız, çoçukluğumuz, ihtiyarlığımız yoktur bizim.. bizler ölümsüz gençlik prensesleriyiz.. kraliçe bizler sayesinde kralını denizlerde tutar.. kral bizleri izler, bizlerle eğlenir, ama asla yatamaz.. çünkü bakireliğini kaybeden bir deniz kızı, ölümsüzlüğünü kaybeder ve yaşlanmaya başlar.. kraliçe yaşlı deniz kızı görürse, kendisine yeni bir kral bulur ve eski kral köpek balıklarına hediye olarak gönderilir.. hiç bir deniz erkeği bugüne kadar koltuğundan vazgeçecek kadar bir deniz kızını; hiç bir deniz kızı güzelliğinden ve ölümsüzlüğünden vazgeçecek kadar bir kralı sevmedi.. sadece biri hariç..”
Duyduklarıma inanamıyordum.. ara ara iç çekerek dinliyordum.. anlattıkça umutsuzluğum artıyor, tüm okyanusun ağırlığını üzerimde hissediyordum.. sonra birden bir şey geldi aklıma! “-dur bir dakika” dedim! ben kral değilim! “kraliçeyle bir alıp veremediğim yok ki! onunla konuşup seninle olmamıza izin vermesini isteyeceğim ondan dedim!”
Kahkahalarla gülmeye başladı deniz kızı.. okyanusta yankılanıyordu sanki sesi.. “-siz erkekler” dedi, “sormanız gereken soruları hep atlıyor, alalacele sormak istediğiniz soruları soruyorsunuz!”. “-anlamadım?” dedim.. ”- neyi sormam gerekiyordu ki?”. “-tek istisna çifti sormalıydın” dedi.. kendime o kadar odaklanmıştım ki, gözden kaçırmıştım o soruyu. söyler söylemez “-evet!” dedim, “kimdi gerçekten o istisnai çift?”

Anaximander ve Semiramis.. Anaximander bir çobandı. geniş omuzlu, uzun saçlı, güzel burunlu.. kızıl sakalları olan, yumuşak yüzlü, pürüzsüz tenli bir oğlan yavrusu.. Kraliçe onu nehir kenarındayken görüp beğenmişti.. sonra denize çağırtıp evlenmişti onunla.. ama Anaximanderden oldukça yaşlıydı kraliçe.. ve onu mutlu edemiyordu.. ara sıra bizleri gönderirdi ona.. eğlenir eğlendirirdik.. içimizde ona en çok yaklaşan hep Semiramis olurdu.. defalarca uyarmamıza rağmen dinlemedi hiçbirimizi.. aşık oldu.. günlerce uyumadı.. gecelerce ay ışığına çıkmadı.. sadece Anaximandere gideceğimiz zaman gelir onun yanında güler ve onu seyrederdi.. sonra bir gece kraliçe geldi.. tüm siniriyle kayalığımıza girdiği gibi Semiramisi alıp ay ışığına çıkardı! Tanrım! tüm pulları dökülmüş, matlatmış, parıltıdan zerafetten eser kalmamıştı! yüzgeçleri seyrelmiş, solungaçlarının aralıkları artmıştı.. nefes nefese kalmıştı ay ışığının altında.. Karaya sürdü Semiramisi.. gün ışığında kuruttu.. tüm okyanus duydu Semiramisin ağlaya ağlaya nasıl kuruduğunu..
“-peki ya Anaximander?” diye sordum.. Anaximander’i köpek balıklarına verdiği söyleniyor kraliçenin.. ama bazı deniz atları onu kaçarken görmüş.. kılıç balıkları ise kayalıklarda her gece ağladığını söylüyorlar.. yunuslara sorsan onlarla batı sahilinde yarıştığını söylerler.. ama sonuçta artık kral değil ve bir daha olmayacak..
-Ya yeni kral? Yeni kral kim oldu, dedim..
güldü deniz kızı:
-Yeni kral sensin, dedi..
süper bir yazı daha. tebrikler
Yazının kısalığı yanında eklediğiniz resim, olayı bütünlemiş. İnsanı içine çeken bir yazı olmuş elinize sağlık.