..”Yiyin ama tökmeyiN”..
(Eskiden olsa, kitap arasında el yazması haliyle yaşardı bu yazılar.. Şimdi gün yüzünde el önünde okunuyorlar.. kutsallığı bozuldu mu acaba kelimelerin? yoksa okundukça yeni anlamlar mı kazanıyorlar? Yazdıkça ağlıyorum hala.. okuyan ağlıyor mu acaba?
Bir gün yüzüm var; gülen, güldüren.. sonra bir de astarım var, yüzümden pahallıya gelen.. gece vakti, düşünce masa lambamın gölgesi odamın duvarlarına, kağıt kaleme düşen bir yanım.. neyse, başladığımız işi bitirelim kalem bey kardeşim.. gel hadi bir yaz gününü süsleyelim..)
ikindi.. hanımeli kokusu demlikteki çayın demine karışır.. süt mısır geldiği vakit masaya, bir tebessüm getirir yanında.. anneanemin sesi gelir bahçeden ”- yiyin ama tökmeyin!” neredeyse otuz oldum be anacım.. otuz yıldır dökerim ben o mısırı bilmez misin? ne yapayım.. dökülüyor işte taneleri..
akşam.. gün sararır.. daldan kopan yaprak gibi dökülür güneş dağların arasına; sanki rüzgarda savruluyormuşcasına.. sonra telaşlı bir anne gibi dolanır ay semada.. “- güneşi gördünüz mü?” diye bıkmadan usanmadan sorar yıldızlara.. kimse kırmaz onu, “- sen hiç gördün mü ki sanki?” diye terslemez.. oysa gün boyu koyun koyunadır zaten güneşle yıldızlar.. bi-çare ay.. bilmez aşkının; boşa kürek çeken bir sandalda yaşadığını..
gece.. azalır sesler.. sahneye dalga çıkar.. iskeleye giderim.. ayaklarıma su taneleri çarpar.. iskelenin ışığında bir kaç sarhoş balık gezinir durur.. muhakkak birini kendime benzetirim.. konuşurum onunla.. anlatırım.. insanların anlamadıklarını anlar.. ıslak tahta kokusu.. deniz tuzunda terbiyelenmiş yosun yeşili.. ne güzeldi çocukluğumun, bana upuzun gelen o kısacık iskelesi..
sabah.. hep öğlen uyandım ben.. sabahları benden habersiz neler oluyor bilmiyorum o yüzden..
öğlen.. tepemde güneş.. giyinmiş parıltılı elbisesini, beşik gibi sallıyor deniz insanları.. ufukta bir nem.. sıcaktan buhar sinmiş görüş mesafemin ucuna.. ekmek peynir karpuz.. akşamki rakıdan boşanıp dul kalan bir bardak buzlu su.. yüzümde bomboş bir gülümseme.. kurumak için biraz ıslanmalıyım galiba.. iki kulaç boyu girmek lazım denize, yoksa ayıp olacak martı seslerine..
Tatil.. huzursuz oturduğum odamda, eski günlerimi düşleyerek geçiyor.. ne güzel adamdım ben eskiden.. bana kızdıkları tek şey, döktüğüm mısır taneleriydi.. saçlarım siyahtı, zayıftım, herşeyden anlamazdım, saftım.. ne yapayım anneanne, tutamadım işte, gözyaşım yine “tökülüverdi”..
sen kimsin böyle benim hayallerimi anlatan benim hayatımı paylaşan benim iskelemde oturan benim aşklarımı yaşayan sen kimsin böyle