..Bahçelievler / ankarA..
(kendini benim yerime koy..
benim kadar sevebilecek misin kendini ?)
güz, ellerimi kurutan rüzgarıyla esiyor işte bahçelievlerde yine.. dar sokaklara geniş yaprakları dökülmüş kestane ağaçlarının.. çocukluğumda başlamıştım buralarda yürümeye.. sevgililerim olmuştu öğrenciliğimde.. ilk müziğim.. ilk arkadaşlıklarım.. ilk hastahanem.. lk hastalarım.. anneannemin gül suyu, dedemin lavanta kokardı elbiseleri.. sonra taşındılar, satıldı oturduğumuz ev.. sokak sokak, cadde cadde ezberlediğim dükkanlar kaldı aklımda.. sonra kapanıp birer birer, el değiştirdiler..
yüzüne düştüm.. karanlıktı kirpiklerin.. gölgelenmiş gözlerin.. biraz engebeli burnun.. ama boynun alabildiğince, olabildiğince düzgün.. sonra omuzların.. pürüzsüz.. nemsiz.. kadifeden yumuşak.. tırnaklarım takılırda, dokusu bozulur diye korkardım.. sırtın: yastığım..
cuma sabahları.. atlayacağımız ip için, akşamı iple çekerdik.. sokak arasına taştan kale kurar, Muzaffer amcayı hakem yapardık.. asfaltı dizlerimizle kazırdık.. küçük bir bahçe vardı apartmanın önünde, yaprak sarmasından sarmaşıkları.. çok yediğimiz için, akşamları karnımız ağrırdı..
ben büyüdüğümü seninle anladım.. bir kadına sahip olmayı.. ona dokunmayı.. onu uyutmayı, büyütmeyi, sarmayı, sarmalamayı.. bir kadını kırmayı, canını acıtmayı.. her kadın farklı olsada, aynı gurur yatağında vaftiz edildiklerini.. aslında çiçek sevmediklerini, özenle seçilen kelimelerin her dem kıymetli olduğunu.. dengeyi sevmediklerini, serseri yüreklere öykündüklerini.. dış görünüşe erkeklerden daha fazla önem verdiklerini.. sonra erkeklerden daha güzel sevdiklerini.. lakin daha çabuk unutabildiklerini.. daha akıllı olduklarını hep senden öğrendim.. kadın toprağını sende tattım.. ben çocuktum, sen benden bir erkek yarattın..
beyaza boyamışlar hardal sarısı apartmanımızı.. ama hala aynı duruyor İsrail evlerinin karakteristik, balkondaki kiremit işçiliği.. hala aynı kokuyor cuma sabahları.. yoğurt ve yumurta satıyor hala Cafer Bey.. Muzaffer amca ölünce, Türkan Teyze taşınmış, artık yürüyemediği için yazlığında kızıyla yaşıyor.. Umut’lar Van’a geri dönmüş.. Pınar’ın anneannesi vefat etmiş, artık ip atlamıyor.. değişmiş, dönüşmüş, büyümüş, eskimiş, ahşaplaşmış, ıslak ağaç gibi bel vermiş hatıralar.. bana da, çocukluğumu geçirdiğim sokaklarda yürürken seni düşünmek kalmış..
El işçiliği benimkisi.. yürek tazesi.. gün güzeli, gül kurusu, ceviz reçeli.. Zuhal Olcay’ın sesi.. camım açık.. gözlerim kapalı.. durdum yolun ortasında.. ışıklarla yol verdim.. keşke bu kadar büyütmeseydin beni.. keşke nerde olduğunu bilmeseydim.. Üzülmüyorum.. ara ara içim sızlıyor.. dikişleri alınmış eski bir yara gibi sadece.. Şimdi akar belki bir iki damla.. varsın aksın.. nasıl olsa, o da duracak bir kaç ay daha sonra..
Ankara’dan bir kuş uçtu güneye doğru
kanatlarında sevdanın kar bulutları
…
gözlerin bugün garip ve ince bir hüzün
ankara’da sensiz olmak zor iki gözüm
sözlerin bugün kırık, umarsız, kördüğüm
ankara’da aşık olmak zor iki gözüm
yine deli yangınlar oldu bugün akşama doğru
gökyüzünün sensiz sessiz haykırışları…
Bir alaturka hüzün yüzün, kıyıma vuran anne karnı huzuru, çocukluğumun sesi senden bana
şimdi zamanı sızdıran
Büyümek istedi çocuk. Güçlü olmak. Annesini koruyabilmek dayaktan, korunabilmek öfkesinden babanın…Karşı koyabilmek yoksulluğa, doyurabilmek yarım kalmış ruhunu. Aşık olmak istedi, acısını da bilmek aşkın. Var olabilmek istedi, ben de varım diye haykırmak … Dinlettirmek istedi kendini, susturmak istedi kimilerini, kavgada kazanmak istedi, daha mutlu olmaktı niyeti…
Şimdi büyüdü çocuk. Kalabalık içinde hala çaresiz yine korkak ve çekingen biraz. Gerçeği gördü şimdi, insanın gerçeğini, insanlığın gerçeğini… Dünya verecek bir şeyim yok diyene kadar almayı öğrendi. Çalmayı öğrendi, işkencenin türlü yollarını…İçindeki güçsüzlüğü kavgada telafi edebilmeyi öğrendi. Kötülüğü bildi, kötü olmayı bildi.
Şimdi tekrar çocuk olmak istedi, çok geç. Masum olmak , bilmemek gerçeği, toz pembe görebilmek her şeyi, düşünmemek, tasa nedir bilmemek istedi. Aşk acısını tattı ve hiç aşık olmamayı diledi birden. Annesinin ölüm acısı dayaktan daha fazla acıttı canını. Babasına öfkesi hiç geçmedi. Ruhu yarım bile değil şimdi, eksildi büyüdükçe…Var olamadı bu evrende, aciz , muhtaç, kör ve acımasız oldu…
Ne istedi insan?
Koşulsuz sevgi mi? Mutluluk mu? Huzur mu?
Hangi yaşta olursa olsun bunun bir kandırmaca olduğunu bildi…
Kendini kandırdığını bildi, özünde istediği:
Tüm evrendi, sahip olmak evrene, hakimi olmak evrenin…
(Not: Senin yazılara özendim biraz…)