..Aşk-ı Müdafa..
(aklı başında hayatlar, huzur kaplı, hatıra dolu tabutlarıyla defnedilirler toprağa.. bense hiç ölmeyeceğim sevgili, izlerim hep yaşayacak acı tatlı anılarla beyninin her kıvrımında..)
yağmur açtı gökyüzü.. güneş yağdı ardından.. iş güç derdindeyken insanoğlu, ben tatile çıktım.. kasım ayında daha bir ıslak sanki deniz.. kumsal daha bi kuru.. dalgalar geçiyor sırtımın altından.. gözlerimde koskaca bir sema.. alabildiğine yalnız.. çocuk sesi bile yok.. deniz kenarı, gönül kıyısı.. valizime, sadece bir ayna koyup çıktım yola..
kahvaltıda sucuklu yumurta.. taze ekmek.. bir salkım çekirdeksiz üzüm.. tek kişilik soframda, dört kişilik hüzün.. sorular meze olacak rakıma akşama.. kendimle uğraşacağım.. kendimle konuşup anlamaya çalışacağım ne yapmak istediğimi.. senin hiç her istediğin oldu mu? benim oldu.. benim her şeyim oldu.. keşke olmasaydı diyecek kadar nankörüm biliyorsun.. keşke olmasaydı da, karar vermek zorunda kalmasaydım.. “çalıştım, çabaladım ama olmadı!” diyip çıkabilseydim keşke işin içinden.. ama şimdi kendi isteklerim arasında sıkışmış durumdayım.. dört yanımda, dört kinyas.. biri vandan, biri ankaradan, biri cennetten, biri cehennemden geldi bu tatile.. dört başı mamur çelişki.. içlerinden en güzel huzursuzluğu, en mükemmel yalnızlığı seçmek için buluştular İzmirde.. Yazlık evde, kışlık adamlar birbirleriyle tanışmak için aynı sofraya oturdular..
yakınımda çıplak bir nefes.. boynumda ıslak bir heves.. ağır aksak sevişmeler.. rakı kadehi etrafında dolaşan, her zaman ki kalabalık işte.. her zaman ki yalnızlık, gece vakti yastığıma bulaşan.. nefs-i müdafaaydı gidişim.. meşru müdaafaydı dönmeyişim.. ne hat kaldı ne de satıh.. şimdi nefis terbiyede.. vicdan muhasebesi bir muharebeye dönüştü içimde.. sevdim! diyor içimdeki adam.. bağıra çağıra, boylu boyunca, yana yakıla sevdim!! sonra soruyor aynadaki adama içli içli, bükük boyunla, başı önünde: sevmese miydim?
ıslak ahşap kokusu.. sararan yapraklar, soğuk dalgalar arasındayım.. sonbahar gelmiş yazlık evime.. kazakla girmek gerekecek galiba denize.. biliyor musun, sen yokken kendimi çok sevdim ben.. şimdi nasıl alışacağım varlığına? adım adım yaklaşırken, kulaç kulaç uzaklaştım.. senden arındırdım kendimi.. şimdi yeni baştan sana nasıl bulanayım?
eğdim başımı.. yaslandım hanımeli kokusuna.. önce bir kaç soru çizdim kumsala.. sonra bir kaç kadın resmi.. hatıraları huzurla kaplayıp, defnetmek gerekiyor artık toprağa.. akıl başta güzel.. haklısın unutmak saygısızlık olacak sana ama, bu kadar hatırlamak da kendi hayatıma saygısızlık oluyor.. yarım kaldım.. yarım bıraktım.. ben yarım kalmaya, tam olmaktan daha çok alıştım.. sen iyisi mi, hep sevilen, hep özlenen, geçmişim(y)le barışık, çok şey öğrenilen, çok üzen, üzülen, naif bir sevgili olarak yaşa toprağımda..
avuç içlerim açıkta.. tevekkül ettim aşkına.. şimdi tevekkür denizindeyim.. çek küreklerini kirpiklerimin.. gidelim buralardan, isyanın eşiğindeyim..
Dört yanındaki dört Kinyas! ve artık yalnız kalmak isteyen, yazlık evinde herşeyi bırabilmeyi isteyen tek bir Kinyas!
Sevme desen sevmeyebilir miydi(n)?
Dinler miydi(n)?
Dinlemedi(n), sevdi(n)..
Şimdi mevsim sonbahar, yapraklar sarı, yapraklar ölü, dökülüyor, herşeyi bırakıyorlar toprağa..
Her bitiş yeni bir başlangıçtır, doğaya baksana!
Bırak o halde yapraklarını bir bir… Yeniden doğacaksın, zaman!..
her karanlık gecenin bir ışıklı sabahı vardır
bu ışıklı sabahlarımızın uzun ve karanlık gecelerimizin kısa olması dileğile …
kavuşamazken isyan kavuşduğunda isyan
nisyan ile malul olan insan…