..YanıK..

21 Mart 2008
Hakkari/ Yüksekova
onüç yaşındayım.. biz beş kardeşiz.. benden büyük üç abim, benden küçük bir kız kardeşim var.. babamız yaşlı sayılır artık, altmışıncı yaşına girdi geçen bahar.. abim fırıncıda çalışıyor, diğer abim belediyede.. ben sekizinci sınıftayım, yatılı bölge okulunda okuyorum.. en çok matematiği seviyorum, bi’de türkçeyi..

Sabah 09:00 da kalktım.. giyindim.. siyah atkımı boynuma doladım.. fırıncı olan abimle beraber çıktık evden.. o da başına poşi sarmıştı.. her evden genç erkekler, kadınlar, yaşlı teyzeler, amcalar çıkıyordu.. sokak aralarından insanlar çıkıp aynı yöne doğru yürüyorları.. kimisinin elinde sopa, kimisinin belinde silahı vardı.. heyecanlıydım.. abim elimi sıkı sıkı tutmuş, koştura koştura gidiyorduk artık.. kalabalık, meydana doğru akıyordu.. slogan sesleri geliyordu.. insanlar partinin otobüsünü çevrelemiş, anons edilen sloganları bağıra çağıra söylüyorlardı.. kürtçe şarkılar çalıyordu otobüs.. etraftaki kalabalık kadar, polis vardı.. neredeyse herkese bir polis düşüyordu.. çatılarda upuzun silahlı adamlar.. peşmerge kıyafetli korucular.. telsiz sesleri.. atkımı gözlerimi açıkta bırakacak şekildi başıma sarıyorum.. abim poşusunu sarıyor kafasına.. iyice kalabalıklaştı artık.. ilerde ateşin etrafında halay çekenler var. onlara dogru gitmeye çalışıyoruz.. abimin elini sıkıp duruyorum.. noldu dercesine bakıyor: “çişim geldi!” diyorum. “sırasımı şimdi?” diye bağırıyor bana.. “ne bileyim geldi işte! tutamıyorum..” “-git şurada yap”, ateşi gösterip “sonrada oraya gel” diyor.. tamam diyip koşa koşa elektrik trafosunun arkasına doğru gidiyorum.. ön tarafta kadınlar oturmuş kalabalığı izliyor.. onlar görmesin diye iyice trafonun arkasına gidiyorum.. fermuarımı açmaya çalışıyorum……………
Son hatırladığım bu..

kolum ağrıyor.. çok ağrıyor hemde.. yerdeyim.. nefes alamıyorum.. elim kanıyor.. “yardım edin!!” diye bağırıyorum.. abiiii… nerdesin?? nefesim çıkmıyor.. çok ağrıyor kolum… kolum!!   kolum!!  yardım edin ölüyorum!!!!! çevredekiler korkuyor bana dokunmaya.. zor bela ayağa kalkıp duvarın dibine düşüyorum.. ambulans sesi.. abim!! abimi gördüm!! bana doğru koşuyor! bağırıp çağırıyor herkes!! kolumu ve ayaklarımı hissetmiorum.. göğsüm yanıyor.. zor bela nefes alıyorumm.. ne olduğunu bile anlayamadım.. abim ağlıyor.. bende ağlıyorum ama acıdan çok korkudan.. çok canım yanıyor..

hemen hastaneye götürdüler beni.. üzerimdekileri çıkardılar.. sağ kolum, omzuma kadar neredeyse kömür gibi yanmış.. parmak uçlarım simsiyah.. hissetmiyorum kesinlikle.. ayaklarımda da yanıklar var.. etim açıkta.. abimi sakinleşirmek için dışarı çıkarıyorlar.. acilen sevk edilmem gerekiyormuş.. dilim damağım kuruyor.. serum takacak yer bulamıyorlar.. kolumu hissetmiyorum.. artık ağlayamıyorum bile.. sadece iç çekip duruyorum.. trafonun arkasında açıkta kabloların ucu açıkmış.. üzerine bastığım andada beni havaya kaldırıp yere vurmuş elektrik.. böyle anlattılar görenler.. tekrar ambulansa bindiriyorlar beni.. abim yanıma oturuyor.. van’a gidiyormuşuz, yüzüncü yıl eğitim ve araştırma hastanesine..

3 saat sürdü yol.. değişik bir ağrı kesici iğne yaptılar bana.. hiç ağrımıyor.. bulanık görüyorum etrafı.. yanık kokuyorum.. kendi kokumdan iğreniyorum.. ama ilaçtan heralde diyip gülüyorum.. abim başımda.. kafasını yumrukluyor.. elini tutmaya çalışıyorum.. bağırıyorum “ona da bu iğneden yapın diye”..

Hakkaridekinden daha temiz bir hastane burası.. beni sedyeyle acilde bir odaya alıyorlar.. gülüyorum.. abim yanımda.. ayakkabılarımı taşıyor.. cerrah gelecek diyor herkes.. yanığa cerrahların baktığını bilmiyordum.. içeriye kel, önlüklü bir adam giriyor.. hakkaride yaptıkları pansumanı makasla yırtıp açıyor.. kolumu tutup kaldırıyor.. altına üstüne dikkatlice bakıyor.. koltuk altımı elliyor.. parmak uçlarımı sıkıyor.. hiç bir şey hissetmiyorum.. çok kötü yanık kokuyor sadece..

“-yakını kim bunun?” dedi.. sağlık memuru kapıyı açıp abimi içeri çağırıyor.. bulanık görüyorum.. sesler yankılanıyor kulağımda.. “nasıl oldu?” diye soruyor abime.. “tuvaletini yapmak için trafonun arkasına gitti.. ben sonra bağırışmaları duyup geldim.. geldiğimde duvar kenarına yığılmıştı.. elektrik çarpmış.. kaldırıp yere vurmuş iki kez.. korkmuş etraftakiler bi şey yapmamışlar” daha anlatırken abim.. tamam tamam dedi doktor.. sonra dışarı çıktı.. arkasından da abim çıktı.. 2 dk sonra geri geldi.. “ankaraya gönderiyorlar bizi” dedi.. “napicaz ki orda?” dedim “burda ki doktorların ameliyat için aleti yokmuş, orda varmış, bizi oraya gönderecekler” dedi abim.. “sende gelecek misin?” diye sordum.. “herhalde akıllım” dedi.. ağlyordu.. ağlamaktan yüzü gözü kızarmıştı.. “sen hiç gittin mi?” dedim
-yok dedi..
bende hiç gitmedim dedim
-biliyorum akıllım dedi.. saçımı okşuyordu..
-e yeter ağlama karı gibi! dedim.. ağlıya ağlıya odadan çıktı..

ambulans uçakla ankaraya geldik..havaalanında başka bir  ambulans bekliyordu.. bizi hemen aldılar.. hiç böyle büyük binalar görmemiştim.. ambulansın sesinden bir şey duyamasamda camdan dışarı bakmak için durup durup sedyede ayağa kalkmaya çalışıyordum.. doktor dayanamadı bir güzel kızdı bana.. o kızınca abimde kızdı..  ama napayım merak ediyorum dedim.. elektrik çarpalı iki gün olmuştu.. van’da hastanede iki gün kalmıştık.. sonra kel doktor ankarayı ayarlamış.. hastanenin önüne geldik.. saat akşam 8 olmuştu.. çocuk acil polikliniğini (ÇAP) olduğunu öğrendiğim yere  geldik.. ambulans durdu.. sedyeden indirdiler beni.. hemen koştur koştur küçük bi odaya aldılar.. iki sedye vardı.. yanımda benden daha küçük bi çocuk yatıyordu.. buhar veren bi makineye tutmuşlardı yüzünü.. bebek sayılırdı.. buharın içinden kafasını gözlerini anca seçebiliyordum.. nefes aldıkça cızıltı gibi bir ses çıkıyordu.. ne zaman ağrım olsa o ağrı kesiciden istiyordum, artık hemen yapmıyorlardı.. ağlayınca yaptıkları için hemen ağlıyordum bende.. çocuk doktoru geldi.. abim yaşındaydı sanki.. baktılar, vandan yazdıkları notu verdi abim ona.. okudu.. yanık ünitesiyle konuşmam lazım.. yanıkta yer varsa kabul edebiliriz dedi……
(pazar nöbeti.. saat akşam 20:30.. bölüm 53, doktor odasında uzanıyorum.. yarın ameliyatımız yok.. yatan hastalar stabil.. neredeyse çağrı cihazım hiç çalmadı diyebilirim.. sızmak üzereyim.. odaya girip çıkıyor bizimkiler.. laf atıyorlar bana “ohh paşa hazretleri keyfin keyf valla..” gülüyorum.. her gelenle bir sigara içiyorum odada.. bir an önce pazartesi olsun lütfen! sinemaya gidicem.. tam o sırada.. çağrı cihazım ötüyor… 1136.. offf diyorum ÇAP! yine yanık geldi.. telefon açıyorum.. “van’dan bir hasta geldi.. 13 yaşında elektrik yanığı.. sağ kol omuz seviyesine kadar 4. derece yanık, her iki ayak bieğinde 3. derece çıkışı bulunuyor..” tamam siz ağrı kesicisini yapın, biz hemen geliyoruz diyorum.. kıdemliyle beraber acile gidiyoruz.. hastanın van’dan geldiğini duyunca ister istemez merak ediyorum tanıyor muyum acaba diye..)

doktor yerimiz varsa kabul edebiliriz belki diyip çıktı odadan.. yanımdaki çocuğun annesi, çocuk beni görmesin diye yüzünü kapatıyordu.. zaten buhardan bir şey görünmüyordu ki? herkes “vah vah!” diyip bakıyordu.. abim o kadar perişandı ki.. artık hiç bir şey diyemiyordu.. iki gündür uyumamıştı.. elimi tutuyordu.. ağlıyordu, susuyordu, ağlıyordu… sonra içeri iki doktor geldi.. yeşil giymişlerdi.. beyaz önlükleri vardı.. birinin kafası neredeyse kapıya değecekti içeri girerken.. ne kadar uzundu! saçlarının önü beyazlamıştı.. esmerdi.. bizim oralılara benziyordu gözleri: kahverengi.. yanındaki de kocaman göbekliydi.. uzun olan ona “abi” diyordu ama bu ikisi kardeş olamazlardı! hiç bi şey anlamıyordum.. uzun olan gelip pansumanı açtı değişik bi makası vardı.. su döke döke açıyorlardı.. van’dakiler bunu akıl etmedikleri için canım yanmıştı ama şimdi kendiliğinden açılıyordu pansuman..4. derece abi bu dedi uzun olan.. evet dedi diğeride.. nerden geliyorsunuz diye sordu bana.. cevap vermedim.. bi daha sordu.. aptal aptal bakıyordum.. sonra kürtçe sordu! biliyordum! gözleri benziyordu zaten! van dedim.. vanlımısın dedi.. yok dedim hakkari.. tamam dedi.. yakını burdamı diye sordular.. dışarda dedi beni ilk gören doktor…
(odadan çıktım.. Ali Abiyi aradım.. hastayı anlatım, yatırın dedi.. salona gittim, Hızır’ın yakını kim dedim.. abisi olduğunu söyledi birisi.. anlattım: sağ kolu tamamen yanmış.. ayak bileğindede çıkış yanıkları var dedim.. anlamış gibi bakıyordu yüzüme.. heralde daha önce gören herkes bunları söylemişti ona.. kolunu kurtarabilirmiyiz bilmiyorum dedim.. anlamadı.. kesilmesi gerekebilir dedim.. anlamadı.. sadece bakıyordu.. daha önce bu söylenmemişti işte anlaşılan.. hocam hiç mi olmaz dedi sadece.. önce bakacaz ama muhtemelen olmaz dedim.. çocuk doktoruna döndüm, yatırıyoruz dedim.. notunu koyduk.. postalar yanık servisine çıkarsınlar, ortopedi bizim orda görür.. bi de plastik görsün diye konuştuk kıdemliyle.. sakin geçen nöbet hareketlenmişti gene.. kanlar.. sıvı hesaplamaları.. filmler.. konsultasyonlar.. sabah oldu…)

Uzun doktor benimle beraber yukarı geldi.. otel gibi bi yerdi! ben daha önce hiç böle hastane görmemiştim! ne kadar temizdi.. abimi odaya almayacaklarını söylediler.. mikrop taşırmış.. “taşımaz o mikrop!” dedim güldüler.. uzun doktor ara ara kürtçe konuşuyordu benimle.. ama asıl doktorum yarın sabah gelecekmiş.. o sadece nöbetlerde bakacakmış bana.. abime de anlattılar.. yemek saatlerinde gelip bana yemek yedirecekmiş.. ağlama dedim ona.. ağlama.. ben gittim ben çarpıldım sana ne??

(Hızır’la o nöbette tanıştık.. sonra her vizitte konuşuyorduk.. akşam nöbetlerde uğruyordum yanına.. çok akıllı bir çocuktu.. serviste yatan diğer yanık hastalarıyla da ilgileniyordu.. onların abisiymiş.. eslem adında 8 aylık bir hastamız daha vardı aynı dönemde serviste yatan.. sobadan kıvılcım sıçramasıyla halı yanmış ve eslemde halının üzerindeymiş.. eslem babasının ilk karısındanmış, ikinci eşi hiç gelmedi.. birinci eşide babasından korktuğu için bir kez geldi, baktı ve gitti.. her iki bacağı ve her iki kolu 4. derece yanık olduğu için ampute edildi.. sadece gövdesi ve başı vardı eslemin.. en çok onu seviyorum diyordu Hızır.. hemşirelerin bize söylediği kadarıyla, gece bile ne zaman Eslem ağlasa onun odasına gidip ninni söylüyormuş esleme.. biberonunu hemşireler izin verirse o tutuyormuş.. benimde kolumu kesecek misiniz diye sordu bi nöbette.. Van’dan geleli neredeyse on gün olmuştu ve kesinlikle pansuma cevap vermiyordu Hızır’ın yanığı.. olabilir dedim.. bence kesin gitsin dedi.. bu sefer ben afalladım.. “kesin gitsin, bende kurtulayım..” “sol elimle yazı yazabilir miyim?” dedi.. yazabilirsin dedim.. “e tamam o zaman.. napayım ben bu kolu?? ağrıyıp duruyor, herkes bakıyor.. kömür gibi olmuş.. bundan bana ne hayır gelecek??”
o kadar net konuşuyordu ki.. gerçekten umursamıyormuş gibiydi. zaten sonunda  haklı çıktı, ortopediye danıştık ve sağ kolu omzuna kadar ampute edildi.. kendi terimiyle “şişgo doktor” kesmiş kolunu..” çok korkuyorum o doktordan.. çok tersliyor beni.. bi de elime vurdu bi kez..”

Yine bir nöbette canım sıkıldı.. yanığa gittim.. saat 23:00 gibiydi.. Hızır elinde televizyon kumandasyla televizyonun karşısında oturuyordu.. bende yanına oturdum.. canı sıkkındı belli.. “ne o dedim yüzün gülmüyor??” “yok” dedi.. aynı işte..
-ne aynı?
-kolum kesildi ama ben hala parmaklarımı hissediyorum.. çok ağrıyor
-biliyorum.. 3-4 hafta daha bu his sürer.. sonra geçecek…
-geleli zaten 5 hafta oldu.. ben çok sıkıldım yaw artık burdan.. ne zaman bitecek?
-çoğu bitti azı kaldı işte oğlum sabret dedim..
sustu. televizyon izlemeye devam etti
-seni elektrik çarptığı gün ne işin vardı orda dedim
-hiiiiççç dedi
-söylesene oğlum anlat işte nolcak dedim
-yok walla abimle gezmeye gidiyorduk dedi
-kürtçe “yalan söyleme” dedim, güldü
-DTP’nin mitingi vardı.. Ahmet Türk gelecekti onu görmeye gidiyorduk dedi..
-Lan olum bu yaşta senin orda ne işin var?? dedim
-iyi de orda herkes benim yaşımdaki zaten dedi..
-sizden dağa giden var mı dedim..
-cevap vermedi önce.. bi daha sormayacaktım.. sonra birden kuzenim gitti ama döndü dedi
-nasıl dedim
-gitti 3 ay kaldı, sonra geri geldi dedi
-sence dönerek iyi mi yaptı dedim?
-yoq dedi.. ne gitseydi, madem gitti dönmeseydi orda kalsaydı dedi..
13 yaşındaki bir çocuk için fazla şey biliyordu..
konuyu değiştirmek istedim.. kız arkadaşın var mı senin dedim
-yoq yaw dedi gülerek.. her cümlenin noktası “yaw”dı..  biri var.. ben onu seviyorum  ama.. o bilmiyor.. adı ne dedim? neriman dedi.. aynı yaşta mısınız?
-evet bizim sınıfta oda
-o mu çalışkan yoksa sen mi?
-ben onu sevmeden önce ben daha çalışkandım.. ama sora düşünmekten çalışamıyorum yaw diyip gülüyor… bende gülüyorum..
kalkıp gidecekken, birden biliyor musun? dedi..
-ne oldu?
-sadece kuzenim değil di giden..
-başka kim gitti dedim?
-ben mitingde yanmadan bi hafta önce abim gitti dedi.. gözleri doldu.. bana bakmıyordu..
-üzüldün mü dedim
-çok yaw dedi..
-peki baban? kızdı mı abine?
-babam çok ağladı yaw dedi.. niye gittin dedi.. çok ağladı.. anam da çok yandı dedi.. (babası için “ağladı”, annesi için “yandı” demesi canımı yaktı..)
-parası yoktu.. işi de yoktu.. kalktı gitti işte..
-kuzenin gibi dönsün mü o da dedim
-yok dedi..
-neden dedim?
-sonra çok kötü konuşuyorlar.. bence ölsün daha iyi dedi.. kuzenime artık bizim orda kimse inanmıyor.. o da hep ağlıyor zaten dedi..
-kaç yaşında dedim abin?
-16 dedi.. (abi dediği ondan 3 yaş büyükmüş yani…)
-sen ne yapacaksın dedim?
-sol elimle yazı yazacam, okuyacam dedi..
-dağa gitmeyecek misin?
-yoq yaw dedi.. ben üzmeyecem kimseyi.. zaten kolum gitti.. bi abim dağda.. babam yaşlı.. anam evde hep çalışıyor..diğer abim fırında hep.. bi de ben gidersem onlara kim bakacak? ben çok para kazanacam.. hem belki  o zaman abimde döner.. eğer bende çok para olursa dönsün, kimse ona inanmasa da ben bakarım ki! kuzenime de bakarım! ama işte okumam lazım..

Film izler gibi izledim o gece Hızır’ı.. arada ne zaman eslem ağlasa gidip biberonla süt veriyordu ona.. ninni söylüyordu.. arada gelip reklamları izliyordu.. bana kendisini anlatıyordu.. abim dediği zamanların dışında o kadar rahattı ki.. o kadar bilinçliydi ki.. “o kolla ben zaten bi şey yapamazdım.. bir işime yaramıyordu.. diğer kolum sadece onu taşımaya yarıyordu.. iyiki kesildi kurtuldum.. ama diğer çocuklar benden korkuyor” diyordu.. “zavallı eslem.. benim bi kolum kesildi, onun iki kolu da  iki bacağı da yok.. o büyüyünce napacak abi?” dedi
-bilmiyorum dedim..
-abi dedi
-efendim Hızır dedim..
-Ben giderken eslemi bana versinler ben ona hep bakarım.. süt içiririm.. kimseyede dokundurtmam.. benim bi kız kardeşim daha var, oda esleme bakar.. eslem yürüyemez ben  onu kucağımda taşırım.. bu derdi bilmeyen ona bakamaz yaw.. ona en iyi ben bakarım abi dedi.. sen Kaya’ya söyler misin? dedi
-söylerim dedim….
söylerim Hızır….

 

Plastik cerrahide iki kez  ayaklarına greft konulması için ameliyat oldu.. plastik servisine aldılar.. ziyarete gittim.. “nerdesin yaw?” dedi bana, güldüm.. “ben burda öldüm yaw!” dedi. niye dedim?
-ne bileyim yaw.. ben alıştım.. ordaki hemşireler daha iyiydi dedi..
-güldüm bi şey olmaz dedim.. geri gelirsin burda işin bitince
Elinde kağıt kalem vardı.. sol eliyle yazı yazmaya başlamış.. sadece isim yazıyormuş canı sıkılıyormuş.. yanında ki hasta çok sevmiş Hızır’ı komik çocuk diyor.. yazdığı kağıdı aldım:
1- Ahmet (abisinin adı)

2-Kaya (yanık ünitesinin sorumlusu Doç.Dr.Kaya Yorgancı)

3-Eslem

4-Kiyas (sol el olunca “n”yi atlamış, çaktırmadım :) )

5-Neriman…

Hızır’ı taburcu ettik.. orta sonu tekrar okuyacak.. zengin olacak.. dağdan gelecek olan abisine bakacak.. bi de söz verdik, eslem biraz daha büyüsün, hakkaride üşümeyecek kadar olsun, Hızır gelip onu’da alacak.. Çünkü ondan başkası Eslemi anlamayacak….

Hayatımda tanıdığım en zeki çocuk..

okuyacak.. ve kimseyi üzmeyecek..

(3) yorum

    3 kişi yorum yapmış

    • Aşk ve Zehir - Gravatar Aşk ve Zehir October 13, 2009

      Herkes Hızır gibi olsun,dağa çıkmasın,elleri tek bile olsa kalem tutsun,okusun ve kimseyi üzmesin,kimse üzülmesin…

    • forever stajyer - Gravatar forever stajyer October 13, 2009

      senin burdaki stajyerlerinde bir hafta on saat çalıştılar diye öldük diyecekler kaybetmeden kullanmanın ne olduğunu anlayamacaklar ama onlara bir ışık yaktığın için sana teşekkür edecekler…

    • bergüzar - Gravatar bergüzar November 25, 2009

      Ağlıyorum ben yahu…Hızır’a.Tanımadığım,Hakkari’li, o küçük “yanmış”a. Elimde kahvem,evimin güvenli sıcaklığında okuduğum bir hikaye yaktı benim de canımı.Yanık kokusu tam da burada,şimdi,bu odada.Hay Allah!Halbuki güzel başlamıştı bu akşamüstü.Saksı çiçekleri almıştım 9 tane,odayı doldurmuşlardı.Simit de vardı akşam yemeğinde,peynir de.E kahvemi de almıştım yanıma,daha ne!Fazla gak guk yapmadan yaşaması gereken tipik bir İstanbul sakiniyim.Yok!Hızır’ın hikayesini tekrar düşündüm de..Farkındalığını çoktan kaybetmiş tipik bir İstanbul sakiniyim galiba.”Vah vah,yazık” deyip her acıyı uzaktan izlemeye alışkın,kendi yarasını en acı bilen,hep çok verdiğini ve hep az aldığını düşünen,yılan dokunmasın da kaygısıyla hep ormandan uzak kalmış tipik bir dünya sakini…İşte böyle,ama hayat böyledir işte.Bir akşamüstü bir Hızır yetişir,aklı en güzel olduğu yerde bırakıp,sol göğsünün altını harlar.Sen de yanarsın…Anlarsın…Hayat durup durup şükredilmesi gereken birşeydir aslında.Kaybettiklerin kadar kazandığın birşey,evet.Biliyor da,unutuyor insan arada.. Bunu, 13 yaşında bir çocuktan tekrar idrak etmek varmış kaderde. Yaşamın inişli,çıkışlı ve bazılarına pek de adil olmayan düzeninde küçük şeylerin esiri olmayın,korkusuzca ve huzurla nefes alabildiğinize,susayınca su içebildiğinize şükredin diye “hikaye”ler anlatan tüm yazar,çizer,söyler ve düşünürlere minnetle… Gidip biraz Metin Kemal dinlemeliyim…”Zine”…Anlamadığım bir dilde acı çekip,anlamaya çalışmalıyım.

    yorum yazabilirsiniz:

    Yorum Kuralları: Basit XHTML kodları kullanabilirsiniz (a href, strong, em, code). Yeni satır ve paragraflar otomatik olarak yaratılır. e-Posta adresiniz gizli tutulacaktır.

    XHTML: Şu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>

    "*" ile işaretlenmiş alanlar boş bırakılamaz.