Metal yığını gibi hissediyorum kendimi.. mat, pürüzsüz, dümdüz bir plaka gibi.. kokusuz.. soğuk.. anahtarını alıp kazıdığın vakit yüzeyimi; metal tozu birikecek tırnak uçlarında.. sen bastırdıkça üzerime; çıkartacağım o iğrenç sesi düşün.. kulakların kamaşacak.. tırmalayacak dilini damağını o tuhaf tat.. üfleyip elinin tersiyle sildikten sonra tozumu.. bıraktığın izi, yüzüme kim baksa bulacak..
ahşap olmayı çok isterdim.. koyu …
Herkes biliyor bu gece önce ağlayıp, sonra yazacağımı.. Bilerek içiriyorlar sanki beni.. sanki kadehlermiş kağıda bunları yazdıran.. doğaçlama seçilmiş kelimeler senfonisi.. nasıl olsa her kelimenin var özlemince tercümesi..
imla hatalarıyla dolu ömrüm.. öğrenemedim hala “dahi” anlamındaki -de’nin ayrı yazılacağını.. çünkü benim hiç dahilim olmadı.. hep direk doladım kendimi eklerime.. “-de ekini …
İki kişiyim ben.. üst üste iki gölge.. alt alta iki ışık.. karşı cephelerde iki müttefik.. farklı yönlerdeki tek doğru.. iki isimli bir bedenim ben.. o yüzden sana döndüğüm zaman; ayırt etmelisin beni kendimden.. bilmelisin içimin hangi yüzünün sana dönük olduğunu.. kaç farklı şekilde seni kaybedip, kaç farklı biçimde seni bulduğumu.. …
Bakma sen sustuğuma, aslında bağırıyorum…
Yüzümü aynadan alır mısın lütfen? Sesimi kulakların olmadan duyabilir misin? Sessizlik kokan yüzümden, en sevdiğin sesli harfi benim için seçer misin? Dilimi dudaklarının arasına al.. konuşmasam da tat beni.. ağzında tadı kalsın sesimin.. ben hiç konuşmadan, sen duy beni..
Yirmidokuz harfim olmasa da, yine severdim seni.. yüzüne …
“ben hergece sarhoşum, derdimden böyle”
rakı şişesinde balık olsam, yem diye peynir atsalar bana.. düşündüm; içinde sen olmayan herşey yalnızlıkmış.. gece sabaha yük olmuş.. dert dermanla aynı masaya oturmuş, biri körmüş diğeri sağır olmuş.. bağlayabilir misin beni bu cümlelere? söylesem anlar mısın? dökülsem toplar mısın? arasam, telefonu açar mısın?
“aşk …
yazdıkça rahatlardım eskiden.. şimdi daralıyorum.. biten her yazıda, sanki bir şeyler geçiyor üstümden.. iki duvar arasında kalmışım sanki.. iki duvarı da gövdemde hissediyorum.. hani bazen herşey ters gider ya.. kim dokunsa acır için.. en olmadık şeylere alınır, en yapılmayacak hataları yaparsın.. hani zaman hiç geçmeden durur baş ucunda.. ama gözünü beş …
ve işte dönüyor başım.. eski bir aşkdaşımla karşılaştım.. rakının yanına balık ektik.. önce gözlerimiz sulandı sonra bakışlarımız yeşerdi.. ben ona hiç söylemediklerimi söyledim.. o bana hiç itiraf edemediklerini.. sevdiği şarkıyı hatırladım: “kahverengi gözlerin”.. durdu.. içime baktı.. eski bir aşktan geriye iki insana ne kalabilirdi ki? mazi gönlümüzde tahttan çoktan inmişti..
sevmek.. yağmurlu bir …
hareketsiz duruyor öylece gölgeler yatağımda.. nefes alıyor, terliyor, susuyorlar.. odamdaki tek ışık, nefesimle küllenen sigaranın kırmızı yansıması.. ama yetiyor gölgeleri çarşafta sobelemeye.. mıknatıs gibi çekiyor aklımı vucudun.. pusulamın yönünü değiştiriyorsun.. beni kendi halime bıraksan, çoktan alıp gitmiştim gölgemi bu yataktan.. olmuyor.. valizine sığmıyor bedenim.. toparlanamıyorum.. bırakma beni.. korkuyorum..
bana bir kaç tane daha …
aç yüzünü rüzgara.. saklanma gün ışığından.. yasla uyandığın sabahları bırak artık aynalarda.. bir sen bul kendine, sana hiç benzemeyen.. vazgeç nefret etmekten.. nefret etmeyi sevmekten.. bakışlarını kurtar çatışmacı ruhundan.. öç almak için kurduğun tüm saatlerin pilini çıkar.. rahat bırak kendini.. sağaltmalı düşüncelerin artık kalbini.. hadi sev.. senden daha kıymetli değil, gidenlerin hiç biri..
günü güneşi sen …
söz uçtu kafesinden..
(çocuk yüzlü sesi, dolandı nefesinin ucuna.. sonra boynuma.. kulaklarıma.. yalnızlığıma.. çınladı bileklerim, parmakları nabzıma dokunduğunda.. tanıyor muyum seni? yoksa hiç tanışmadan mı açtık gecenin en mahrem yerini? söylesene, tanıyacak mısın beni?)
inşaatta kum.. akvaryumda yem.. masada kurşun kalem.. dolapta buz.. cepte bozuk para olmak isterdim.. senin elek, balık, kağıt, kalıp ve çilekli sakız olduğun bir …