..Ahşap Düşlerin Metal TrabzanlarI..
Metal yığını gibi hissediyorum kendimi.. mat, pürüzsüz, dümdüz bir plaka gibi.. kokusuz.. soğuk.. anahtarını alıp kazıdığın vakit yüzeyimi; metal tozu birikecek tırnak uçlarında.. sen bastırdıkça üzerime; çıkartacağım o iğrenç sesi düşün.. kulakların kamaşacak.. tırmalayacak dilini damağını o tuhaf tat.. üfleyip elinin tersiyle sildikten sonra tozumu.. bıraktığın izi, yüzüme kim baksa bulacak..
ahşap olmayı çok isterdim.. koyu kahve renkli.. cilasız.. pütür pütür.. damarlarım ele gelmeliydi, parmak uçların geçtikçe takılmalıydı avuç içlerime.. kozalak kokmalıydım.. killi toprağı hissetmeliydin bana her dokunduğunda.. sadece bakman bile yetmeliydi seni ısıtmama.. ışığı yansıtmamalı su gibi emmeliydim.. öyle zorlanmalıydın ki beni kazırken.. ve hiç ses çıkarmamalıydı gövdem anahtarının ucu dimdik etime batarken.. çok isterdim sağalmayı.. açtığın yaraların en geç iki üç bahar içinde kapanmasını..
metal yığını gibiyim.. kaliteli.. pahallı.. paslanmaz çelik kıvamlı, kiremit rengi uzun ve yuvarlak bir masada; gümüş işlemeli çatal kaşık seti gibiyim.. dolanıp duruyorum bembeyaz kütahyalı seramik bir tabağın çinilenmiş işlemelerinde.. çevirip ışığa konkav kenarıma kim baksa, yüzünün yarısını görüyor bende.. yağ akıyor üzerimden.. et parçalıyorum.. dudaklarının arasına girip dişlerine dokunmadan damağını besliyorum.. karşında oturduğumu sanıyorsun sen.. ama ben önündeki tabağa yaslanmış, ağzının kenarını sildiğin peçeteyi buruşturup çinili tabağa atmanı bekliyorum..
keşke ahşap olsaydım.. iz bırakmazdım.. markasız olurdum muhtemelen. çarşıdaki dükkanlardan birinden gelişi güzel seçilen.. ama farklı bir tadı, ayrı bir kokusu olurdu benimle içtiğin çorbanın.. beni yuvarlak küçük bir yer sofrasında bulmalıydın.. bağdaş kurduğun köşenin yakınında.. yeşil soğanla ekmek arasında mesela.. bir kasenin içinde el yordamıyla bulsaydın yolumu bana..
seviştik.. sonra karnım acıktı dedin.. sen yemeğini yerken, ben kendimden nefret ettim.. karşında oturmaktansa, çatal oldum.. kaşık oldum.. çizdiğin masa.. attığın peçete.. uzattığın tuzluk.. önüne düşüp ufalanan ekmek.. ve en nihayetinde ödeyip kalktığın ucuz bir hesap oldum.. ne bir tat kaldı ağzımda.. ne de bir his bağrımda.. bir arkadaşından ödünç aldığın soğuk bir evin soğuk bir odasında; çiçekli kirli bir çarşafta, kılıfsız ütü izli bir yastıkta bıraktım hayallerimi.. ahşap olamayacaktım bir daha..
yorum yazabilirsiniz: