..Söz’ün Vatanı..
söz uçtu kafesinden..
(çocuk yüzlü sesi, dolandı nefesinin ucuna.. sonra boynuma.. kulaklarıma.. yalnızlığıma.. çınladı bileklerim, parmakları nabzıma dokunduğunda.. tanıyor muyum seni? yoksa hiç tanışmadan mı açtık gecenin en mahrem yerini? söylesene, tanıyacak mısın beni?)
inşaatta kum.. akvaryumda yem.. masada kurşun kalem.. dolapta buz.. cepte bozuk para olmak isterdim.. senin elek, balık, kağıt, kalıp ve çilekli sakız olduğun bir dünyada.. yanında, yörende, üstünde, altında, ne olursa olsun yakınında.. erimek.. kaşık kaşık içmek beklemiş dondurmayı.. sanki herşeyleri mantıklıymış gibi, asıl bunları saçma bulanları ayıplamayı.. hayatım boyunca o kadar mantıklı yaşadım ki.. amacım seninle hep saçma olanları yapmaktı.. “ama olmadı” dedi karısına kocası..
kadın yatağın uzağında.. ilk İstanbul uçağına iki saat kala.. uyandı.. giyindi.. ayakkabılarını giyip çıktı avluya.. yolda baktı ellerine.. yüzük dolu parmaklarına.. daha aydınlanmayı bile beceremeyen sabaha.. gölgesi olmadan yanında, bıraktı parfümünü koridorda.. o indikten sonra, arabanın camından topladılar bakışlarını.. düşündü.. güldü.. ama affetmedi..
çalıştı.. yoruldu.. toplantıda toplama çıkarma çarpma bölme yaptı.. dinledi.. anlattı.. ürün tanıttı.. aslında nevizade’de bir bira içmek içindi hepsi.. bir arkadaşın arkadaşıydı belki.. belki bizzat orda tanıştı.. iltifat ve ilgi, ön sevişmenin vazgeçilmeziydi.. geçti avludan.. çıkardı ayakkabılarını.. soyundu.. saçları döküldü başka bir adamın omzuna.. nefesi, sesi, tadı, tuzuyla beraber.. son ankara uçağına kadardı hepsi..
aldattı.. canı aldatıldığında bile bu kadar yanmadı.. elekte kum.. akvaryumda yem.. kalıpta buz.. masada kurşun kalem.. ağladı.. yüzüyle ellerini kapattı.. artık nereye giderse gitsin.. bu yaşadığını kendisiyle taşıyacaktı.. hep kaçacaktı.. hep susacaktı.. anlatmak isteyecek.. ama sözünü hep yutacaktı.. eve geldi.. kapıyı kocası açtı… içeri girmeden, kapıda anlattı..
söz uçtu altın kafesinden..
dönmez geriye
bu kadar özgürken..
yorum yazabilirsiniz: