..Şekerli Yağmur / İstanbul..

ve başlıyor; sabahın gecenin  üstünü örttüğü anlar.. 02:37.. yatağa süzülen kırmızı  ışık; katıksız karanlığın kaymağı gibi duruyor.. kış kara doymadan kalktı masadan.. eğer beni duyuyorsa; şekerli bir yağmur istiyorum tanrıdan.. bahar yüzümüzü güneşlerle donatmalı.. içimizde hiç bilmediğimiz yanlarımız açmalı.. değişmeliyiz.. dinmeliyiz..

İstanbul.. kum sarısı.. gök mavisi.. uykulu gözlerim döküldükçe yollarına, parıldayan insanlar ömrüme akmalı.. ışıkları yanmayan binaları, içinde ölenler aydınlatmalı.. daha kaç kez aşık olabilirim ki sana? istanbul.. sen benim kasıklarımı öp, ben senin sırtına köprüler çizeyim.. hisarlar kurayım sana omuzlarımda.. ne olur bana bir çift martı hediye etsen? öyle zor ki ankarada martısızlık.. buğday tenli, yanık sesli martılarım olsun istiyorum.. rüzgarın boynuna dolanıp, bozkırlarımı denize boyasınlar.. bana bir yerden biraz deniz bulsunlar.. bana İstanbulu unuttursunlar..

çift kişilik olmasa yatağım, bu kadar koymaz belki istanbuldaki yalnızlığım..  mat kehverengi kokular.. dar açılar.. paralel kenarlar.. asfaltı kalkmış yalanlar.. gözlüklerini kitap bürümüş yazarlar.. kulağıma yaşlı ama diri bir gitar ilişiyor.. ninni gibi.. sesler… azalıyor gittikçe…. uyuyorum…..

uyandım.. yüksek tavanlı otel odasının beyaz çarşaflarına sarılı kalmışım.. çıplağım.. hala aynı şarkı çalıyor bilgisayarımda: Jem- Flying High.. yarı açık gözlerim.. yarı kapalı sırtım.. duş almalıyım.. yeni bir hayata yeni bir yüze yeni bir İstanbul bulmalıyım.. Sevmeli.. yaşamalı.. öğrenmeli.. okumalı.. yazmalı.. yürek büyütüp, insan çekmeliyim terime.. aldığım yere koymalıyım bıraktıklarımı.. gerçekten akacak mı hayat? büyütecek mi beni zaman? adam olacak mı otel odalarında çıplak uyanan bu esmer? İstanbul.. bana bir çift martı ver..

biz seninle.. ben kendimle.. sen sevdiğinle.. dönüp dolaşıp buluşuyoruz aynı yatağın farklı köşelerinde.. sen uzağında, ben çok yakınında hayatın.. aynı gömleğin farklı yakalarında.. sen asya, ben avrupa.. eğilse birimiz, kırılıyor öteki.. baş kaldırsa biri, idam ediyor karşısındakini diğeri.. dişe diş, düşe düş.. ağlatana kadar tüm garezimiz.. sonra suya iniyor yelkenlerimiz.. Aşk..

İstanbul…… ne çok seviyorum seni.. ne çok.. gözlerimi kapatıp seni mi dinlesem? yoksa kulaklarımı kapatıp sadece izlesem mi? ışıklarını alıp avucuma, ağustos böceği gibi el içimde büyütsem.. herşeyin aromasını değiştiriyorsun be şehrim! yalnızlık daha baharatlı, aşk daha karamelli, mutluluk daha vanilyalı.. her şeyin tadı daha farklı.. İstanbul.. ne çok sevmişim seni….

dokun.. acıtma.. öp.. saçlarını katlayıp sırtıma yerleştir.. ellerin istediği yerde durabilir.. uyandım.. ama sen beni tekrar tekrar uyandır.. gülelim.. sevişelim.. bizi dinlesin tüm odalar.. hadi gel, İstabula biraz bizden verelim.. gel içimin bitki örtüsü.. gel ömrüm.. gel çocuk yüzlüm.. gel boğazda kendimize dört köşe beş duvar, yeni bir hayat seçelim… gel hadi, başladığımız işi bitirelim…

(0) yorum

    henüz yorum yapılmamış.

    yorum yazabilirsiniz:

    Yorum Kuralları: Basit XHTML kodları kullanabilirsiniz (a href, strong, em, code). Yeni satır ve paragraflar otomatik olarak yaratılır. e-Posta adresiniz gizli tutulacaktır.

    XHTML: Şu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>

    "*" ile işaretlenmiş alanlar boş bırakılamaz.