..Topuk sesi & Kravat İğnesİ..
Gün saçların kadar sarıydı.. aşk bir bardak su gibi berrak.. yoruyorduk birbirimizi severek, sevişerek, üzerek, mutlu ederek.. öyle hızlı değişiyordu ki dünyamız, fark edemiyorduk yaşlandığımızı.. vucudunu işliyor, ruhunu törpülüyordum.. sen saçlarıma uzanıyordun.. kar döküyordun göğsüme.. bazen merak ediyorum, özlüyor musun sende?
fotoğraflar.. nasıl da can yakabiliyorlar isterlerse.. düşman gibi.. sonra yazılar.. mektuplar.. okundukça har harf nasıl da burkuyorlar insanın içini.. genzime iniyor yumruk yumruk hatıralar.. düğümlenip kalıyorum boğazımda.. seninle kahvaltı ettik, ama hiç balık yiyemedik boğazda.. yaşananlar kadar, yaşanmayanlar acıtıyorsa, bitmemiş demektir daha..
bekleyen gözler.. sabırsız vucutlar.. zaman.. yıl dediğin nedir ki? daha çabuk geçiyor bazı günlerden.. en son nereye gitmiştik seninle? cehennemdi galiba.. bu kadar başka neresi yakabilirdi ki? üstelik ölmemiş miydik biz? birbirimizi gömmemiş miydik kendimizden küçük mezarlara? karışmıştı taşlarımız.. yatanı değil, yatıranı yazmıştık baş uçlarımıza.. yanlış mı hatırlıyorum yoksa? en son nefret etmiyor muyduk aşktan?
sen hiç ağlayarak uyandın mı sevgili? peki rüyanda hiç gördün mü beni başkasıyla sevişirken? açmadan perdeleri, yüzünü kaldırmadan yastıktan, tüm bir günlük güneşlik pazar gününü yorgan altında titreyerek geçirdin mi? dışarı çıkacak kimse bulamadığın için nefret ettiğin oldu mu öğle sonu yalnızlıklarından? yalnızlık.. birikir önce, sonra taşar gece vakti.. hüzün basar zemin kattaki benliğini.. parkeleri kabarır içinin.. su alır pencerelerin.. tek başına boşaltamazsın hiç bir yerini..
büyüdük.. yetişkiniz artık.. yetişemediğimiz tek şey kendimiz.. sen converse’lerini çıkardın, ben kravat taktım.. sen makyaj yapmayı öğrendin.. olgun kadınlar gibi saçlarını kendi rengine boyattın.. benim beyazlarım, tanıdığım insanların sayısı arttı.. uzun paltolar giydik kış boyu.. sen topuk sesine alıştın; ben kravat iğnesine.. üstelik kendimizi sevmeyi öğrendik.. sevecek başka birilerini bulamadığımızdan olsa gerek.. yara alacak yerleri sakladık.. sandığa kaldırdık en sevdiğimiz hallerimizi.. bir kaç çocuk vardı içimizde.. cami avlusuna bırakıverdik.. şimdi sabah ezanı sessizliği.. kim bilir kimlerin oldu içimizdeki çocuklar..
ben ne zaman yazsam, kar yağıyor hazirana.. ben ne zaman özlesem, gam vuruyor pencereme.. iç geçiriyorum.. diş biliyorum.. bir kaç yüzyıl ayırdım kendime.. fransız ihtilalinden seni tanıdığım güne kadar geçen süre.. sana olan milliyetçiliğimin sebep ve sonuçlarını araştırıyorum tarih sayfaları içinde.. farklı akımlar gibi sevgilerimiz.. ihtilal gibi sevişmelerimiz.. isyanlar, savaşlar, cepheler.. ortak keder.. tek kader.. ayrılıp, bölünmemiz.. buldum: aşka milliyetçiliği değil, bencilliği öğretmişiz..
yıl üstü, gün ortası, mevsim bölüğü.. kendiyle konuşan yanlarım.. kendime yetmeye çalışan yatağım.. vazgeçtiklerim.. değiştiremediklerim.. önce senden sakladıklarım fazlaydı, şimdi kendime anlatmadıklarım.. kullanmayı unuttuğum duyularım.. dokunmayı.. galiba en çok dokunmayı özledim.. ayıp olacak biliyorum ama.. galiba bir de izlemeyi kalçanı.. kararsızım.. çünkü enseni hatırladım.. sonra saçlarını.. boynun vardı değil mi bir de senin? sabah olmadan içine eğildiğim.. göğüslerin vardı bir de yanlış hatırlamıyorsam? sen küçücüktün o zaman.. genceciktin.. miniminnacıktın ben sende yorulup, sana doğuyorken..
görmeyeli ne çok büyümüşsün.. oscar almış kadınlığın.. taç takmışlar ismine.. bense aynı kelimelerin adamıyım.. nobel ödülünü bekliyorum, senden vazgeçip yazmaya başladığım yerde.. ne komik… bakalım hangimiz kurtaracak dünyayı.. hangimiz aşktan daha büyük işler başaracak.. hangimiz özgür ve sağlıklı yaşarken, hangimiz stresli ve sağlıksız bir hayata bulaşacak.. sen günün birinde topuklu ayakkabılarını çıkartacaksın, bense kravatımı.. fransız ihtilali bitmiş, Şeyh Sait isyanı bastırılmış olacak.. kaldırıp kafamızı, tavana dikeceğiz kataraktlı gözlerimizi.. sen beni, ben seni göreceğiz.. evde yaramaz torunların koşuşturma sesleri.. sen beni unutmayacaksın, ben de ismini.. ne zaman hatırlansa iç burkacak, bir daha yaşanmamış aşkın izleri.. durduğu yerde titreyen ellerimizle biz, derin çizgili yüzlerimiz, güneş dolu izlerle.. korkarım sevgili, alışmak yerine, her geçen gün daha da fazla özleyeceğiz…
şairin dediği gibi:
“gözün aydın sevgilim! kocaman bir hüznümüz, nur topu gibi bir yalnızlığımız oldu..”
uyan artık ruhum.. vakit hayli geç oldu…
yorum yazabilirsiniz: