..Özlenen Günah..
sıcak.. alnıma kim dokunsa eli yanıyor.. ama ben tir tir titriyorum, boncuk boncuk ter kolye gibi ipe dizilirken alnımda.. eşarbını suya batırıp alnıma koyuyor annem, buharlı ütü gibiyim; nemlendiriyorum etrafımdaki havayı.. göz kapaklarıma teneke kutu bağlamış sanki mahalleli çocuklar.. öyle zor ki doğrulup açmak gözlerimi ışığa.. sürekli uyuyorum.. dünya öyle hızlı dönüyor ki ben yatakta usul usul kendi etrafımda dönerken.. rüya içindeyim.. kabuslar büyütüyorum yastığımda..
sen balıkları severdin, ben martıları.. dizine kadar çekip kot pantolonunu yalın ayak koştururdun sahil boylarında.. sapsarı kasım güneşi, haziran damgalı kumları oyalarken; mart düşkünü hırçın dalgalar köpük köpük serilirdi ayaklarının altına.. kıvırcık saçlarını kurtarmaya çalışırken sen rüzgardan, dudak kıvrımına sığınan bir iki dal şanslı sayılırdı tepende uçuşup sallananlardan.. öyle mutluydu ki gözlerin.. öyle seviniyordu ki ayakların, kuma sokuldukça parmakların.. içini açıp öpsem, mutluluk kokacaktı dudaklarım.. küçük ve şekilli ayaklı sevgilim.. sana kumdan ojeler süreceğim..
alnıma koyulan eşarp yarım saatte kuruyor.. bileklerim yüzü koyun uzanmış yatağın karnına.. nabzımı çarşafımda hissediyorum, en az benim kadar güzel ritim tutuyor. kapıda ağlayan bir kaç kadın sesi var.. yüzleri yankılanıyor sesleri içime değdikçe.. benim de ağlayasım var.. ama öyle yoruyor ki gözlerimi gördüğüm rüyalar.. ateşi var diyor odaya her girip çıkan, üşüyorum diyorum odaya her girip çıkana.. perdeyi kapatın.. üstümü örtün.. titriyorum insafsızlar…
ölmeden önce vizyona giren günahlar içinde en sevdiğimdi seninle seviştiğim otel odaları.. ölsem şimdi, güle oynaya giderim cehenneme.. yüzü koyun uzatmak seni.. karnına yastık koyup uzanmak üzerine.. halı dokur gibi, kilim boyar gibi, ten ten dokunmak sırtındaki her bir kuytuya.. içini hissetmek.. ben kalınlaşırken, senin sesini inceltmek.. yüzüne yaslayıp çenemi, kulağına kimsenin bilmeyeceği düşleri dökmek.. ince narin beline, özgürlüğün resmini çizmek.. beni içine alsana sevgilim.. dört tarafı duvarlarla çevrili, ıssız bir ada parçasıyım bu odanın içinde.. yanımda getirdiğim üç şey, yetmiyor beni öldürmeye..
ateşi düşüyor dedi babam.. yavaş yavaş ısınıyor ayaklarım, parmak uçlarım.. buz koymaya başladılar kasıklarıma, ıslak çarşaf seriyorlar göğsümden bacaklarıma.. gece bitiyor.. serinletiyor beni sabah ezanı.. ölüme yaklaştıkça başım, secdeye daha bir yakınlaşıyor alnım.. kandırmak sayılır mı bu tanrıyı? yoksa uzun bir tatil öncesi, valiz toplamak gibi bir şey mi ezberlediğim dualarım?
iyileşirsem eğer, aynı kumsala gideceğim.. sesini götüreceğim, sonra orada çektiğimiz resimleri.. ıslak kumların üzerine bağdaş kurup, sahile oturan beyaz sandala dayayacağım sırtımı.. ve yokluğunun şerefine yakacağım; istanbuldan aldığımız son sigarayı.. bu deniz, bu sahil, sevdiğin bu balık, özlediğim bu martı, kokun gelip gidecek burnuma her dalga sesiyle birlikte.. özlemek böyle bir şey işte.. ateş altında inlerken, senin inlediğini düşlemek.. yanarken alnımda ıslak eşarplar, senin kumsalda ki o halini içime çizmek.. hasta bedenimi çekiştirirken cehennem yolcusu ruhum; keşke daha fazla sevişseymişim seninle diyebilmek.. özlemek böyle bir şey işte.. ölsem sensiz, ölmesem sensiz.. içim titriyor.. söylesene, sen neden öldün ki bensiz?
“Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.”
ölsem sensiz, ölmesem sensiz.. içim titriyor.. söylesene, sen neden öldün ki bensiz?
Günahı özlemiş olabilir
Güzel yazı, yüreğinize sağlık