..Zehirli TopraklaR..
Deniz içimi büyütüyor benim… sıcak emziriyor hücrelerimi… sabahları rüzgarın simit kokan esintisi, çocukluğumdan yapılmış bir şekerleme gibi eriyor ağzımda.. kendimi simitten arta kalıp; gazete kağıdının üzerine serilmiş susam taneleri gibi hissediyorum.. ayaklarımı denize bıraktığımda, balık olup gitmek istiyorlar senin dokunduğun sahilin koynuna.. sesler dönüp duruyor etrafımda.. çocuk sesleri kement atıp yakaladığı her dalga sesini alıp oyun parkına götürmüş sanki.. çocukluğum duruyor iskelede.. beni sana çağırıyor tanrı.. senin için büyümeye başladığım yerdeyim..
Ankara’daki kışlık evde eskimiş ne kadar kelime varsa, doldurup cümlelerce kasaya buraya getirmiştim, senden seneler önce.. evimin krem rengi duvarlarında, sivri sinek ölüleriyle beraber yaşamış onlar da.. tozlu, rutubetli, ahşap kokan tümceler birikmiş rafların üzerlerinde.. ruhumun kahverengi panjurlarını ne zaman açsam , parıldıyor hayatımın izmirli yazlık aşkları.. küçük bir çocukken ben, aşkı izmirin bir ilçesi sanıyordum.. o kadar sevmiştim anlayacağın, çocuk kalpli, sarı kumlu, güneş batışlı, deniz manzaralı yazlık hatıralarımı..
Değişik bir yüzün var senin.. eskitilmiş sanki.. doğrulup oturduğum yerden, yüzünü alıyorum avuçlarıma.. ömrümün sıvasız duvarlarına benziyor teninin dokusu.. her şeye rağmen yumuşak.. yıllarca kahve demlenmiş cezveler gibi, iki göğsünün altındaki platonun rengi.. yine de sıcak.. ensende uyuduğum geceler geliyor aklıma.. uykumu p.ç ediyor senin kokun.. nereden çıktın yine karşıma.. söylesene yine nerene dokundum?
Sarı ışık altında dalgalanıyor ruhunun gölgesi.. dalga kokusu, hanımeli sesi.. yıllar önce buradaydı, benim herkesi sevebilecek kadar genç olan halim.. öyle saf.. öyle sakin.. gün altında, güneş üzerinde ısınıp; gece bile soğumayan tenim.. teflon kaplı bedenler, su geçirmeyen deniz dipleri, deniz manzaralı gözlükler, yosuna demirlemiş iskeleler vardı burada.. sen yoktun.. ben herkese yetecek kadar çoktum..
Tuz; sadece yarası olanı yakar.. o yüzden herkes iyi yanlarınla anıyor seni.. yazlık evimin bahçesinde hatırladıkça ilk gençliğimin dokusuz, safiyane yanlarını, paha biçilmez bir yalnızlığı nasıl da hırçınlaşarak terk ettiğimi hatırlatıyorsun bana.. içimin renklerini, dışımın seslerine bürüdüğün zaman, tek gecelik rüyayı, bin gecelik kabusa dönüştürdün.. ben küçücük bir çocukken zehirledi beni dudakların.. orta okullu, lise başlı yıllarımdayken henüz; içime işedi bu dürtü.. “aşk için” demişti sevdiğim ilk İzmirli kadın; beni bırakıp benden önceki erkek arkadaşıyla denize girdiğinde.. bazı kelimeleri yazlık evinde bırakır insanlar.. ruhlarının bazı parçalarını, sorularının bazı cevaplarını, bazı organlarını, unutmak istedikleri bazı duygularını bıraktıkları gibi..
“neden böylesin” diye soruyorsun ya bana.. neden güvensiz.. neden asabi.. neden her an gitmeye programlı? “aşk için” sevgilim.. hepsi İzmir’in gün batımlı, deniz kenarlı, gündüzleri sıcak ve kurak / geceleri esnek ve mehtaplı olan ilçesi için.. daha çocukken içime aşk kaçmış benim.. ne sen çıkartabilirsin ne de ben düzelebilirim.. beni böyle kabullenmelisin.. aşk, latent periyodumdur benim.. ya benimle zehirlenirsin ya da mükemmel yalnızlığınla muhteşem huzurunu beslersin.. seç birini.. yaklaşırsan eğer, içine aşk çalacağım senin.. uzaklaşırsan, kovalamayacağımı bilmelisin..
seslerime dokunma.. kelimelerimi sevme.. yüzümü eskit benim.. kaderimi taşla.. kendine bir ben yaratma.. yaratılan beni kendine tanıla.. yazlık evimin bahçesindeyim.. ya gir hayatıma.. ya da boş yere basma bu zehirli topraklara..
tuz …
tuz, aşk, toprak, zehir, İzmir.. büyülü kelimeler bunlar ve ben; büyülendim sabahın tuz kokan bu sıcak şehrinde… İzmiR