..Renkler & KelimeleR..
kendini nereye gömmek istersin sevgili? fransızca kelimelerin altına mı? yoksa geniş omuzlu bir rüyanın arasına mı? toprağa değmek ister mi ayaklarının altı? peki ya bileklerin? kemiklerin bel verir mi ıslandığında? gelişi güzel fırça darbeleri gibi, gelişi güzel cümleler kurup kirletebilir miyim dersin seni, içimdekilerin dışa vurumcu teşhirci ruhuyla.. durup uzaktan bakıldığında, hiç kimsenin anlamadığı tablolar gibi olmak istiyorum bu aralar.. bu ne saçmalık, bu ne ahmaklık, bu ne aptal renk uyumu desin; eli çenesinde bana bakıp ne söylemek istediğimi anlamaya çalışan kimse.. düşünsün.. merak etsin.. saatlerce baksın, herkesin önünden geçip gittiği saçma sapan kelimeler bütününe.. dokunsun.. parmaklarına değsin yağlı boyanın yağlı kısmı.. binlerce güzel tablo içerisinde, çerçevesiz kıvrılıp kalayım, sergi salonunun orta yerinde..
kelimeleri çizmek gerekirse, hangi kelime hengi renge denk gelirdi sence? “seni özledim..” hangi renge çalar acaba, söylemek yerine çizmek gerektiğinde.. parlement mavisi olabilir belki.. içinde maviye soluk katan sıralı beyazlarla birlikte.. sessiz sakin, gün batımlı denizlerin esen rüzgarla ürperdiği, köpüksüz, ham dalgalıklı derinlerin rengi gibi.. uzaktan daha koyu, yakından bir kaç ton daha açık.. özleminin rengi: gece yarısı, ayın yokluğunda, yıldızlara emanetken gökyüzü.. şehrin ışıkları birer ateş böceği gibi yanıp sönerken uzağımda.. gölgesizken, ne üşüyor ne terliyorken, uykuyla uyanıklık halindeyken, gözlerim hem açık hem kapalı iken.. gözlerime uzanan demini almış koyu bir mavi..
hangi renkte çizmek gerekir ki seni? sütlü- kakaolu kahve parçacıklı bir hali olmalı seni anlatacak rengin.. bir fincan sütün içine, tek bir kahve çekirdeğini sürdüğünde hareli dalgalanır ya hani, dumanın altında kalır kahvenin rengi.. koyu değil, ama kirlenmiş bir sarı olabilir belki.. ya da kirli bir beyaz.. kirli dediğime bakma sen, aslında pürüzsüz saf ve berrak.. yağlı olmalı biraz.. sırtı sedef gibi parıldamalı renginin, tuvalin üzerinde güneşe bırakıldığında.. kendinden desenli, dokulu bir görünümü olmalı.. tenin gibi olmalı senin rengin.. beyazı terletmeli, siyahı çekmeli.. benim gibi kokmalı belki.. kahvenin öğütülmüş henüz sıcakken ki hali gibi..
“seninle yatmak istiyorum” nasıl denir acaba renk dilinde.. yağlı boyalı bir tuvalin orta yerine, pastel bir tat bırakmak istesem; kimbilir nederler buna sanat tarihinde.. koyu mavinin altında; sütlü bir kahveli sen.. tuvalin orta yerinde pastel bir bordoyla uzanmış bekleyen bir ben.. tuvalin üzerinden geçirdikçe bordoyu, pürüzlü yüzeyde boşluklar bırakarak ilerlemeli tutkunun yolu.. olmaması gereken her şeyi yapmalı.. düşünülmeyecek her türlü pisliği düşünmeli.. aklının ucuna geleni, dilinin ucunda bulmalı.. içini karmalı.. dişini kamaştırmalı.. ince ince gülümsetmeli.. içten içe ürkütmeli.. yağlı boyalı bir tuvalde, pastel bir bordo; seni yatağıma getirmeli..
uçsuz bucaksız bir yeşil.. alabildiğine parlak.. ıslak.. tertemiz.. tane tane dökülmüş, özenle serilmiş tuvalin üzerine.. sarının ağzıyla konuşan.. çimenin üzerine dökülen açık fıstık-i bir yeşil.. “seviştikten sonra yanında uyumak istiyorum” ya da “sabah uyandığımda yanımda olmanı istiyorum” da olabilir kelimece tercümesi.. göz alabildiğince uzun bir vadide, tek dünyalı bizmişiz gibi.. deli bir yeşillikte, yağmur yağdıktan hemen sonra- yağmadan az önce.. ıslak toprağa yaslayıp karınlarımızı.. yanyana.. huzurla.. her bir nefeste çimene bulana bulana.. benimle uyu.. benimle uyan.. ihtimal dahilinde olmasa da.. tuvalimde bana bir yeşil doğur.. belki kelimelerim, renklerinde huzur bulur..
sana kendimli renkler buluyorum.. ham, salt, asal harelerle birlikte.. özlüyorum.. istiyorum.. hayal ediyorum.. bembeyazım; yaşlanıyorum.. süt gibi saçlarım.. derzle doldurulmuş sanki yüzümdeki yılların araları.. öylece serilmişim güneşin altına.. yüzüme gölgeler inmiş.. elimde bir bardak soğuk su.. ayaklarımda toprağın sesi.. seni düşünüyorum.. kim bilir kaç yıl geçti.. kaç yıl geçecek tanrı bilir..
bana bıraktığın her renkte bir kelime büyüttüm ben.. maviler, yeşiller, sarılar, bordolar içinde geçirdim günlerimi.. ama biliyorsun; yokluğunun asaleti; başka hiç bir renkle denkleşmedi.. tarifsiz tasvirsiz; hiç bir hare ya da gölgeye yer vermedi.. kime söylesen canlandırabilir gözünde sensizliğin rengini.. herkes karanlıkta kalmıştır çünkü bir kere.. herkes bilir siyahın sesini.. katranın karasını.. ışıksız uykusuz penceresiz dar odaları.. seni ben bilirim.. ama herkes tahmin edebilir sensizliğimi.. senin siyahında beyazladım ben.. sen yoktun.. siyah kefenlere sardım kelimelerimi.. toprağı bol olsun dedim satırlarımın.. ruhu şad olsun dedim cümlelerimin.. sen yoktun.. ben kendimden bir adam doğurdum.. sen yoktun.. adamın adını siyah koydum..
Kulaklarımda bir parça sesin. Bıraktığın mevsimim göğsünde, nefes alır ve verir derdinle.Henüz hiç yalvarmamışken ben,dua etmemişken. Yüzüm dönmüş göğe,ellerim semada .Saçlarımda esen rüzgarda kokun odunsu,sert,kıskanc. Bulutlarda gözlerinin karası ,yağıvericekmiş gibi yüreğime. Tek mümkünümken sen,Askı bıraktım ben. Zar zor ilikledim düğmelerini kalbimin, elindeki karanfili kopardım attım.Günlerden perşembeymiş, aylardan eylül,kapağının ortasına bastım son sigaramı.Elim tütün kokulu,ağzım sarhoş.Bütün cenabetliğimle ellerim semada. Ya duyarsa diye. Ümit kesilmemiş candan.
Hasretle bilenmiş gözlerim, ellerim semada.
Bir tek dileğim var, mutlu ol sevgilim..
SH SRTKY
Kelimelerinize sağlık..
kış portresi olsun benimkisi.. çetin geçen hastalıklı kışlardan ama..
çamurlu karlı.. ayazı uzaktan anlaşılabilsin, herkes cesaret edemesin o ayazda yürümeye..
kimse bilmesin portrenin bir köşesinde yürümekten erimiş karların olduğunu, kibritçi kızın ısınmaya çalıştığını, kalbinin soğuktan donmak üzere olduğunu..