..Yalnızlık SifonU..
girdiğim her yol yalnızlığa çıkar benim.. organlarım, ciğerim, tırnaklarım.. saçlarım yalnız uzar, sesim yalnız kısılır, içim yalnız kırılır.. hangi çatı altında, ahşap bir yığın bulsam / hangi tende biraz tuza bir dirhem ter bulasam, serilir içimin yelkenleri; yanıp tutuştuğu fırtınaların üzerine.. naz nedir bilmem, oyun oynamam, göz süzemem.. öylece seyrederim sevgiceğimi.. zaman alır büyütür beni, saçlarım kır cıvıltılarına öykünür, herkes büyüdüğümü düşünür: ben küçülürüm.. savaşamam ben zamanla.. hırs nedir bilmem.. çok yerinden çokça kırılmıştır kalbim; ama ben hiç bir kalbe bir fiske dahi yükleyemem.. işte bu yüzden; bana her yol yalnızlıktır.. girdiğim her deniz girdap.. başlayan her gün daralır, her gece uzar.. sinisinde bir hancının, teriyle yoğrulur bulgurum/etim.. iyi olmayan her şeyimi iyi niyetime borçluyum ben.. kaderimi/ kederimi/ içimin dışa dönük halini/ gözlerini/ özlemini.. hepsini..
sen sevmezsin benim sosyalizm soyundan gelen düşüncelerimi.. küçük bir kulubede, bir pire gibi yaşayabilirdim ben oysa.. ya da tasmasız uyuduğun bir yatağın baş ucunda.. sesimi çıkarmazdım, yüzümü asmazdım, ne bileyim.. iş açmazdım başına.. sadece severdim. günde üç öğün/ beş vakit parmaklarını alırdım avcuma, tespih gibi çekerdim hücrelerini, tel tel saya saya..
tersimi düzüme giydirmiş tanrı benim.. derimi dört mevsimlik bir kumaştan dikmiş.. gözlerim paşabahçe, ciğerim kara elmas.. parmaklarıma senin sesinden boğumlar eklemiş -ellerini tuttuğumda fark ettim-.. ellerine öyle güzel oturmuştu ki ellerim, kıyamazdım bana dokunduğunda, sadece ellerini izlerdim.. fakat; ayaklarımı ters takmışlar benim.. ne zaman gitmek istesem, istemeden de olsa, hep sana geldim.. unutmadan söyleyeyim: aklımı yerine takarken; beynimin tırnaklarını da zorlamışlar.. ara sıra yuvasından çıkıyor bu yüzden.. defo’luyum anlayacağın.. senin deyiminle “kusurluyum”.. kusuruma bakma olur mu? sen ne zaman istersen, ben o zaman defol’urum.. önce tamamen kaybolurum.. sonra kaybın.. hatta belki ayıbın.. kim bilir günün birinde belki pişmanlığın..
her yol yalnızlığa çıkar.. zevk aldığımı düşünebilirsin bundan.. yalnızlığa bu kadar düşkün olmam; belki de kendime aşık olduğumdan.. belki daha fazla seviyorum kendime dokunmayı/ çıplak bir kadının bacak arasına dokunmaktan.. belki de herşey benim yüzümden.. belki de ben bıktırdım seni, seni seviyorum ayağına yatıp kendimle oynaşmaktan.. bu sessiz/ sersem bohemcilik oyununu oynamaktan..
hep aynı kanalizasyon çukurunda karşılaşıyoruz seninle.. başka başka sifonlardan döne döne gelsek te.. ah be sevgilim…. hep aynı sonuca varıyorum işte:
beraber olmadığımız müddetçe; aynı b.kuz ikimizde..
Bir bavul dolusu cümle var defterimde.
Yara bandı tutmayacak kadar derin tümcelerim.
Sen yollarına yirmi dokuz harfle acı döşeyen birine,
” Yara” değilde, “Yâr” diyebilirmisin?..
ayaklarımı ters takmışlar benim.. ne zaman gitmek istesem, istemeden de olsa, hep sana geldim..
Aynı Tanrı yaratmış bizi
Her satırı çok güzeldi emeğinize sağlık…