pala saçlarının altından yüzü dökülürken üzerime; gözleri kapalı- sözleri açıktı.. soyunduk ve keskin tarafının üzerine uzandık kılıcın, kesmeyeceğini bile bile hayal ettik kanadığımızı.. kıpkırmızı bir kaç harf seçtik alfabeden.. yirmidokuzdan geriye saymaya başladık.. hep atlıyorduk bir harfi.. kılıç içimizi kıydıkça, biz bütünleşiyorduk.. suyun önündeki fermuarı yavaşça araladı kirpikleri.. gitsem ağlayacaktı …
mavi olmayı hiç bu kadar istememiştik.. kan kırmızısı ya da kürt karasıydı aradığımız.. turuncu denizlerde mor yelkenlilerimiz hazırdı, pembe bir rüzgarın esmesini bekliyorduk sadece.. bir düş kaçtı dudak açıklığından midemize, artık yol alma vakti gelmişti.. salvador dali gibiydik.. birisi çizerken bizi, zamanı eksenimizde eritmiş, bizse eğilmiştik.. ağzımız aşka açık, ruhumuz dünyaya kapalıydı.. tanışıyor muyduk dersin? yoksa sadece …
Ben bana mecburum bilemezsin.. dikenlerimle mutluyum.. kıymık kıymık batmazsam etine, değmezsem kanına huzursuzlanır uzuvlarım.. bencilliğimle büyür varlığım. sözlerimle kırar dökerim, yumruklarım okşar kırılan kalbini.. tersim ben.. tersten gelirim aklına, tersinden doğarım her sabaha.. öfkeliyim. sahip olmadıklarım dostumdur, sahip olduklarım düşmanım. gün geçtikçe çocuklaşır ruhum. bir erkek büyütürsün koynunda.. hırçınım.. hırsızım.. …
kaç kişilik yer var hayatında? yetişebilir miyiz bir sonraki seansa? ölsek şuracıkta, günahların yeter mi bizi ısıtmaya? daha sorayım mı? bir kadeh şarap, bir avuç çekirdek.. geriye kabuklarımızdan başka ne kalacak dersin? bi’ klarnet taksimi boyunca uzansak yan yana, yanımıza bir sahil alsak, belki akşamdan kalma bir rüzgar buluruz kendimize.. yazlık aşklar …