..Seni yazmaK..

seni yazmayı sevmiyorum ben aslında.. seni yazmak kolay.. seni yazmak erkek adamın yapacağı iş değil, alın teri değil, seni yazmak çocuk oyuncağı.. iki parça legoyu birleştirmek kadar kolay.. bir parça bana, bir parça sen ekle, denize yakın orman içinde bir eve koy, kenarına komşuyla ortak ekilmiş küçük bir bostan, altına alabildiğince çim, su kuyusu, sesini beğenmeye başladığımız bir kurbağa, bu sene anlamadığımız şekilde artan kara sinekleri, bahçedeki çamların gölgelerine tünemiş zehirli olduğunu düşündüğümüz mantarları, yan komşunun kendisinden daha fazla dikkat çeken kedisini, karşı komşunun iki köpeğini, Tülay’ın dış kapıyı açan anahtar sessizliğini ekledin mi ortaya çıkıveriyor işte..

seni yazmak da ne var ki sanki.. birden yediye kadar saydın mı tamamlanıyor zaten.. gezdiğimiz ülkeleri de ekledin mi noksansız tutuyor birbirini hesaplar.. içinden nehir geçen şehirler topluluğu, eifel’in en üst katını, new york’un gece parıldayan ışıklarını, broadway caddesindeki kar tanelerinin maldivlerdeki kum tanelerine olan benzerliğini, la rambla’da paella kokan sokakları, amsterdamda bedava sandığımız toplu taşımayı, salzburg’daki sol klarnetin müzik dünyamıza katkılarını, prag’ın bir türlü içime sinmeyen otel odasını, uzakları, uzakları, uzaklıkları..

seni yazmayı sevmiyorum diyorum ama sen anlamıyorsun.. seni yazmak kolay.. bilmediğin bazı yönlerin var mesela senin.. örneğin, gece yatağa geç teşrif ettiğimde, yer yer alkollü ve sigaralı, yer yer kelimeli ve yağışlı, yorgana değince elim, uzatınca ayaklarımı yatağın kıyısına, uykunda sırtın dönük olsa da, otomatik olarak dönüp omzuma uzanan elin var mesela.. yastıkta bir iki kere dönse başım, omzundaki elin sen uyurken karışır saçlarıma.. sen uyurken bile anlarsın benim yine bir şeylere kızdığımı.. atları sakinleştirmek için yanaklarını okşar sahipleri, senin uyurken parmaklarını saçımın içinde gezdirdiğin gibi.. seni yazmakta ne var ki..

seni yazmayı gerçekten sevmiyorum.. insan karısını yazmazmış gibi geliyor bana.. o hep yaşanırmış.. onunla yaşlanılırmış.. onun huyu suyu anlatılmaz, kendi içine atılırmış gibi geliyor.. sanki yazsam mayası bozulurmuş gibi geliyor.. yüzüğü fırlatıp gidermişsin, günlerce aramadan durabilir, ben aradığımda telefonu kapatabilirmişsin gibi hissediyorum.. gezdiğimiz tüm şehirleri valizine koyup gidebilir, tüm evi arabana sığdırabilir, bahçedeki kurbağadan camdaki uğur böceklerine kadar her şeyi götürebilirmişsin gibime geliyor.. her söylediğime bir kulp, her cümleme bir nokta, her sözüne bir ünlem ekleyebilirmişsin gibi düşünüyorum.. yirmi gün boyunca eve gelmeyip, evde olduğun yedi yılı inim inim inletebilirmişsin diye korkuyorum..

 

en çok koyan ne biliyor musun: burdan sonrasını yazarken zorlanıyorum….

(0) yorum

    henüz yorum yapılmamış.

    yorum yazabilirsiniz:

    Yorum Kuralları: Basit XHTML kodları kullanabilirsiniz (a href, strong, em, code). Yeni satır ve paragraflar otomatik olarak yaratılır. e-Posta adresiniz gizli tutulacaktır.

    XHTML: Şu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>

    "*" ile işaretlenmiş alanlar boş bırakılamaz.

    *